Perşembe, Mayıs 25, 2017 By: İkra Ela

Kainatın Diline Akış






Işığın biraz yaklaşması ile artık evimiz de ki pencere bize yetmez,daha yakına gitmek,kaynaşmak,özden duymak isteriz hayatı.
Hikayeler yol kenarlarında oraya buraya savrulmuş bizi bekler.En derin hikayeler sanmayın ki özene bözene dizayn edilmiş bahçelerdedir.Hayatın içinde savrulmuş her hecededir. 
Bakalım daha yakına kavuşmuş olarak neler anlatacak heceler,kelimeler... 
Hak olsun! İhlas ile Kur'an ipinden esma gözü ile olsun... 
Hû Bakî Hû! ...







Bazen sağınıza dönersiniz rahat edemezsiniz,solunuza döner yine rahat edemezsiniz!
Aslında siz oraya ait değildirsiniz!
Dikenlerden habersiz,dikenlerden muzdarip derdinizi kendinizden bilmektesiniz.
Bazen de bir şey sizi alır oradan,başka bir yere koyar."Oh bu ne ferah!"dersiniz.Ya da ne kadar ferahlasanızda bir türlü yeni yere alışamazsınız.
Bazen de çok sıkılırsınız,nefes de alamazsınız, fakat idare edersiniz. Haliniz hep öyle sürecek zanneder,yerinizi benimsemeye çalışırsınız,fakat biri alır sizi başka bir yere koyar!
"Oh,bu ne genişlik,bu ne güzellik!"salarsınız köklerinizi,yudumlarsınız aşkın güzelliği,dallanır,budaklanırsınız!
Sizi oraya taşıyan vesile bazen bir kuştur,bazen rüzgâr, bazen insandır! 
Asıl olan ise sizi oraya taşıyan Rahman'dır.
Sizin için için dualarınızı bilendir.Sizi dar yerde oldurur da vaktiniz gelince genişe çıkarır.Yeter ki pes etme!
Rabbimizin vesileye ihtiyacı yok!Bizim vesilelere ihtiyacımız olduğu için bize vesile nasip eder.
O kuş rızıktır,o rüzgâr olaydır, o insan salih insandır, Abdullah'tır.
Hadi dardayım de de!Rabbine bağlan,kes umudunu bütün umudunu kesmişlerden.Sadece Rabbinden ümit et!Vesileleri yaratan O!Ona yürekten bağlan!
Yâ Hadî yâ Rafî yâ Bakî Hû...
Seni sevmek yüreğimin seması...O ne güzel Rabb Allahuekber.





Bir yerde bahar
Bir yerde hüsran
Bir yerde ümit
Bir yerde ölüm vardı...
Hazineleri bizim için himaye eden Rahman'ı zikreden binbir heyecanlı güller Müheymin esmasından ziyaydı. Müheymin esmasından şulelenmiş gayretlilerin ruhundan parlıyorlardı.
Arz" sana verilen saate kadar korunansın,ölü olmadan evvel ölü gibi duyarsız olma,kalk Rabbini en A'lâ ismi ile an!"der gibiydi.Şimdi burada dilin,kalbin,bilincin senin için taze tutuluyorken o derin uykuya dalıp gafil olma!
Neden sana verilen o gönül bahçen şimdi bu bahar deminde kabir gibi.Bu kadar mı ümidin kesik Rabbinden?Baharlar geliyor geçiyor duymuyorsun?Halbuki kabirde ekim değil mi?
Sen himaye edilen tohumlardan binbir renkli baharın tebessüm ettiğini de mi görmedin?
Hadi uyan,ahrette uyanmadan şimdi burada uyan,bak gece ile de himaye edildin,sabah senin için nefesleniyor?Duy bak himaye edilen kuşların kanat seslerini..."Ya Müheymin"diyorlar.
Hû Bakî Hû...



Bak titriyorum aşk rüzgarları değmiş sarı yapraklar gibi!
Ey gönlüme değen sıcak nefes..Sûr gibi...
Bak kaybettiğim ne varsa kıyamda.Sana koşuyor ey!
Ney gibi,Ney gibi inlerim şimdi!
Dolaşır bacak,nereye kaçmalı,yok yok sığınacak hiç bir dağ kalmamış hepsi haşyetten dağılmış yünler gibi Ah!
*
*
*
"Bu fotoğrafı mart ayı sonunda Malatya'ya giderken çekmiştim.Yazım da öyle, gün yüzüne çıkmayı bekliyorlardı.
Güllerin içinde sarı titrek yapraklar sil baştan ümidin hatırası, hatırı kalsın mı hiç? Ne güzel şahit, ne güzel okunan,ne güzel şair yâ Bais,yâ Kuddüs, ya Selam yâ Bakî Hû diyor!
Gül mevsiminde,güller:" Fani hayatın güzelliğine aldan ma,cennetten esinti her bir şulesi ile!"derken,bir kaç günlük gibi yanıp sönüyorlar hiç çaktırmadan...yeni tomurcuklar ışığın huzmesi gibi dalgalanıyor ve biz aldanıyoruz.Evet bir yandan ışığın devamı fani hayatta biri sönemeden biri açan aşk ile....
Zikrimiz baki olsun. Daim Rabbimizi zikretmek ruhun sönmeyen nuru...



Do re mi fa sol la si do...
Do si la sol fa mi re do...
dinle...
En güzel senfoni...
Ruhundan duy,bak yüreğin hangi beste de...


Hani iki kişi vardır, aşkın zikrin deminde...
Sonra birden susarlar,yere göğe bakarlar tam bitti söz derken yüreklerinde bulurlar.
Çoktan kanatlanmıştır zikir pembe pembe yanar...
Alı mora katar coşar...
Tam ayakların dibinde fidanları bu zikre hayran o aşkın dile kavuşur muyum diye bakar!
İşte o hal değil mi?
Ne güzel söylüyorlar halimizi,aşk ile bak yürekten duyasın. ..
Hû Zâkir Hû...O zikreden olmasaydı nereden bulurduk biz zikreden kalbi...Hû Bakî Hû. ..

Çiçek, sonbaharda komşu gül kalpli teyzenin verdiği fide, bu bahar benim balkonumda da zikirde"illa Hû!"diyorlar.Güzelin güzelliğine şule mektuplar...ne güzel şahit ne güzel şahit yazan!
Bu mektubu kısa kısa okuyayım isterseniz daha söyledikleri sözler var.



Bizim zakirlerin yanına yine uğradım. 
"Mektuptan yeni pırıltılar yok mudur? Okumaya geldim."
Sustu iki gül,işaret ettiler kiprikleri ile...
Baktım,yeni söz açmadan düşmüş yere. 
"Ne oldu,küstünüz mü?"dedim.
Yine sustular,"Ha geçtik ha geçiyoruz,bari söyleneni dinle!" der gibi..
"Ne bu telaş birini tam dinlemeden birini koşmalar."

Dedim"Ne yapayım sizden başka yarlarda var."
"E !dedi ."Sen bülbülsen gül sana yar,bırak onlara konsun arılar."
"Ben" dedim "Acemiyim,bak gözlerimde az görür ağlar,onlar ince işlemeyi,öz alıp bal yapan arı özü bulmuşlar."
Dedi "Gülden geçmeden bulunur mu o öz?"
Dedim "Söyleyin o zaman!"
Dedi"Sözü bırakıp gidersen söz olmadan düşer.Sözün kemali bir dala düşmede.Sen daldıkça düşlere uçar gider söz de!"
Dedim"Acemiyim ya!Yetişemiyorum da sizi yazmaya!"
Dedi"O da nasibin ya!İnce latif kırılgan gül dalına gelmişsin,latif nakışlarda mühürler gözlemişsin, a acem latif,zarif ince duygulardan işlenir bu zarif nakışlar!Üzülme çabuk kırılıyorum diye.Belli ki ince işlenmek için eğrimektesin,ince eğrildikçe en zarif,en latif gönül ile işleyeceksin.Bak dünkü sözdü bu a unutan! Hadi incel de kopma Hadî olan Rahman yolunu açtı, korkma,zakir ol!Daim zikredenler saffına katıl,kurtul üç karanlığın içinden!
Hû Bakî Hû!





İşte hallerimizden haller,yine susamadım,anlatacaklarım var.Onlar açtılar,"Söyle! Fakat önce kendin duy!dediler.
Hani canımıza batan diken gibi sözler olur,yüreğimizi yırtar ama biz hiç bir şey söylemeyiz.Susarız "Konuşma sırası elbet bize de gelir." deriz.
Sonra onu içimize iyice yerleştirir,vaktinin geldiğini anlayınca sular, besleriz,"Tamam iyice ısındı!"der,sözü açarız. Acıdığımız kadar acıtırız,hatta o bir dediyse biz on söyleriz.
Eh geçer mi öfkemiz?Geçmez o dikeni sulayıp besledikçe o hep sırası gelince açar.
Bazen dikenini çiçeklede süsler.Tatlı tatlı söyler acı acı batırır.
Aslında o da sana bana şifadır.Tozu kaçmadan,kınamadan,aşağılamadan,bir hakikati derinden duyurmak için olursa şifa, tozu kaçtımı zehir.Bütün ilişkiyi bitirir.
Birde yerini,vaktini bekleyen şifa sözler vardır.Onlarda bekler,en çok da hasta olduğunu sezdiklerinin onu anlayacağı zamanı bekler.Öyle güzel açar ki kaçamaz hasta keyifle kendi eli ile içer.
Bir de muhteşem kokulu sözler vardır, ruha şifa o herkesi çeker.O bahçeye bir girdin mi ruhun hafifler Hû Hû der.
"Ağlatan da güldüren de şifa veren de Rahman"der.



#iftar dan önce sokağın tozunu aldım geldim.
Çok gülen güllere selam verdim. O kadar çok gülmüşlerdi ki,bitkindi halleri:
"Eh geçer,baharın en şen sesleri,ne kadar çok gülsen de gülücüklerin solacak,toysun daha, yavaş yavaş kahkahaların sade nadide tebessümlere dönecek."dedim.

Rabbimizin Ehad esmasından şuleler ne kadar güzel yansıtıyor Rabbimizin Ehad esmasını...Ne çok dil verilmiş kainata bizim halleri açan.
Subhan'sın A'lâ Rabbimiz. İlla Hû...



Hani, arada bir zümrelerin (guruplar)içinde karşılaştığımız sukut halde insanlar olur.O vakit muhabbet etme imkanı da olmaz.Hiç söz aldığı da olmaz.Tevazu ile dinler...öyle güzeldir.
Meğerse o da açılmak için uygun zaman,zemin,sıcaklık beklermiş,içinde ki zikri açmak için...
İşte genel de şimdilerde bolca parklarda gördüğüm bitkiyi,bir aptman bahçesinde güllere zikrini açmaya hazırlanırken gördüm. Zikrin tamama ermiş güzelliğine şahit olmak için tekrar gideceğim o bahçeye inşaallah.
Bu fotoğrafı birkaç gün evvel çektim.Bakalım tekrar görüşünce hangi esma-i hüsnaların şulesi olup dile gelecekler?
Bana Sabur,Azim,Halık,Berr,Musavvir, Mükemmil, Muazzım, Hasip,Halim,Veli,Vekil,Rezzak,Kâfî,Zekiyy,Zâkir esmalarını şimdiden söylediler.
Hû Bakî Hû


Biri var pencereme eğilmiş:
"Çatladım,çatlayacağım,öyle doldum,öyle doydum ki,beni dinler misin?"der gibi...
Dedim:
"Sen zakir olmuşsun,dilin pek güzeldir,açmasan sözün senin kalbinde,ben yetimim senin o binbir nakışa boyanmış sözüne!Ne güzel yaratmış seni Rahman,ne güzel imza olmuşsun sen,sen konuş,sen coş zakirsin sen ne güzel yaratmış Rahman seni!
Sen aşık ol ben ma'şuk, sen ma'şuk ol ben aşık dillendirelim Rabbimizin en güzel isimlerini...Yâ Hû Bakî Hû...illa Hû..."



Yine uzattım Rabbim,en başta ne söylemiştim?
Âh gözkapaklarıma bir türlü söz geçiremeyen ben!
Kuş kanatlarını uyandıran ne?Ansızın bir çırpıda;verdiği sözümü hatırladı?Rabbine verdiği sözü! Tâ kâlû belâdan...



Gökgürültülü şimşekli sağnak yağmuru çok seviyorum. Dışarıda olsam yüreğimi çatlatırcasına o sesten korksamda,Hafîz olan Rahman Rahîm barındırıyor bizi Elhamdullilah...
Gökgürültüsü,şimşek,yağmur:"Rüyan sahih,gerçeğin içindesin,sahih olmayan ile oyalanma ,oku gerçeği,uyan!"der gibi...


Bu sırrı bu sandıkta gizleyen kim?
Bu nakışı bu sandıkta saklayan kim?
Çok mu sıradan?
Evet sıradan...sıra ile açıyor.
Sıra ile açtığı ve bol olduğu için mi alalede?
Yok değil mi?Sıra ile açsa da hep yeni taze ve parmak izi gibi özel,yürekte pırıltı,yüzde tebessüm. 
O Rahman ki Subhan A'lâ, esma-i hüsnasın şuleler ile aşikar.O ne güzel yaratan, o ne güzel sözlerin sahibi Hû...

Bizimde sandukacıklarımız açılacak bir gün...Genç kızın sandığı gelin olduğunda açılır, bir de öldüğünde,bir ömrünün bin bir nakışı çıkar...
Eni sonu hayatımızın sandığının açılacağı o haşir gününde utanan onursuzlardan olmaktan Rabbimiz Sana sığınırız. Hayat sandığımızı temiz tutmayı nasip et,boş ve faydasız işlerden koru bizi,her yaptığını Senin rızan için düzgün yapanlar saffına/sırasına/sırrına kat bizi!
Sıra sıra küçük büyük demeden gelen ölümler bir sandık gibi...sıra sıra saf saf!
Ey Nas!O sandığın ardında tohumu toprağa defn için gider gibi gidensin.Bak ard arda dizilensin...

Yâ Bâis yâ Muhsî yâ Zâhir yâ Bâtın yâ Evvel yâ Ahir Hû...



Birkaç gündür gündüz gözüne mahalle yürüyüşüne çıkmıyordum.
Bir çıktım, pir çıktım...
Ya nasip diye çıkmıştım,kuşları önüme kattım.
Arz sakinleri bir dile geldi,pir dile geldi!
..
İşte bu sarı çiçeği açan diken de o pirlerden biri;
Dedim"Sen ne güzelsin, bir dur da fotoğrafını çekeyim!
Dedi:"Ya görmüyor musun halimi?Sancıdan ölmekteyim.
Dedim:"Hangi rüzgardan o?"
"Dedi"Ya bir sus,batırırım dikenimi,git bırak beni ben sancımla demdeyim!"
Dedim:"Sen diken olmuşsun,sen kendine dert olmuşsun! "
Dedi"Ne yapayım,çarem var mı ki?"
Dedim"Bak sarı çiçek açmışsın,bu boyayı nerden aldın ki?
Dedi:"Gül mevsimi ya onların zikrine daldı gönlüm."
Dedim:"Ne zikrediyorlardı"
Dedi:"Yâ Hû yâ Nur yâ Bakî! 
Dedim"Anlaşıldı,gül ol,güle git,bir zikir değince kalbe diken de gülüyor,gül de gülüyor,gamlanma ey gönül ağlaya güle kemale ereceksin.Yeter ki büsbütün diken olma sende bu boyayı aşikar eden sana o rüzgarları boşuna göndermez ki!Yâ Hadî Hû! "





Pek de utangaçmış çiçeğim,hem 'zahir'den hem 'batın'dan söyleyenim.Ne de güzel giymiş takva libası (elbise) incelmiş kalbi ipek gibi...
Pembe pembe olmuş güzel yüreği,"Sözün var mı? "dersin.
Utanır,"Ben sözü nereden bilirdim?Ben beni bimezken,ben beni var edeni bilince beni bildim! Rahman Rahîm'e bağlanınca kalbim yükseldim,nereden bulurdum o cennet libasını, utanmam,örtünmem hep Ondan...,zikrim çoşunca zahir dilim,yok uza çekilince çekinirim.Sen bak halime o konuşuyor,illa konuş deme olur mu?Bir sıcak Bismillah ile tebessümün olsun ben yine zahir batın dillenirim."



İnsan sevdikleri ile uzun uzun sessiz sessiz ağlaşmak da istiyor.Ayın dünyaya b/aktığı gibi...ayrılıktan mıdır nedir?Böyle bir parlayıp bir sönmesi!
Arz'ın sözleşmesi mi var ne, gökle?
Sessizce ağlıyorlar,uzun uzun...yer sessizce hüzne aktımı gök yarılıyor!


Sabah rızkı...
Geceden dökülmüş olmalılar...
Süveydanın bağrından yıldız, yıldız...




Duhâ'nın kanatlarında yazılı adımız...




Suyun kalbinde ışık...



Şu domates çiçeğinin zarifliğine ne denir?
O güzelliğe kalbimiz mutlaka hayran olmuştur.Fakar biliriz o gün doğumu gibi kızarıp bozaracak can taşıyor kalbinde.Süt kokuludur,bebek gibi! Yâ Hâlık, yâ Berr,yâ Musavvir diyor.
Yâ kabak çiçeğine ne demeli? 
"Öyle aşkın tecelli duyarsan kalbinden çiçek çiçek çiçeklenirsin,yüzler meyve verirsin,o yüzlerin içinde sonsuz çekirdeklenirsin!"
Hû Allah ne güzel yaratan!Bizi gereksiz yaratmış olabilir mi?Komik duruyor değil mi bu soru?Bunca güzelliği hak ve hikmet ile yaratan bizde hak ve hikmet yaratmaz mı? 
Hû Bakî Hû! 




Sıcağın bizim soluğumuzu kesmemesi,sıcağın bizim bedenimizde ki suyu buhar edip göğe çekmemesi ve belli bir derecelerin üzerine çıkmaması ne A'lâ Kerim Rabbimizin hikmeti,lütfu değil mi?
Bu sıcaklarda gölgeler bulmamız, soğuk su bulmamız ayrı bir hikmet,lütuf.
Şimdi burada kovulduğumuz cenneti yeniden bulma imtahanın en noksansız,hatasız zirvesi dünyada cennet ve cehennemin izlerine şahidiz.Kainatayetleri var gücü ile sesleniyor.Sıcak ve soğuk dahi bize hissetiriliyor.Bedenin bir hastalanması cehennem gibi sıcağı duymayacak soğuk sulara dalmış gibi titreyişler veriyor.
Ve ayvaların olması gerek!En zor,en uzun zamanda kemale kavuşan beşer misali.Bazıları ancak çoook sıcakta uyanır.Fırsatlar huyu en çetin olana da açılır.
Çook hayret çook...Çoook şükredecek nimetler içindeyiz.
Ey bizim Şafi,Kerim Rabbimiz bizi bu dünyada da ahretinde de cehennem ateşinden koru.





Birazcık soğukluk değsin nasıl da sararır,solarız.



Işık da hüsranda olurdu,Rabbimizin rahmeti olmasa...
Rahman Rahîm Allah ismi öyle aşikâr ki! 


Bizler gün içerisinde bir çok boyutta gezer,bir çok atmosferi soluruz.Bir çok dağ aşar birçok denize dalarız.Ne ile alakalıysak sadece onu görür onu duyarız.Başkasının boyutuna sağır ve kör kalmalarımız da ondandır.Daldık mı zor uyanırız.Bazı atmosferler bizim görmek,duymak istemediğimize uymadığı için ister soyut ister somut olsun daralırız.
İnsan kendisi için muhteşem şekilde dizayn edilmiş atmosferi iç aleminde de arar.Kainatın toplamı,özü insanda vardır. Kendi benini bulunca kendi ruhunu açacak atmosfere de kavuşur.Kendi benini bulamayanın nefes alacak atmosferi yoktur.Dünya atmosferi gibi bir ruh ancak Allah'ı zikir ile bulunur.Yoksa toz bulutu,gaz bulutu,ateş olmaktan bir ileri gidemez.
(#ikraela İçinde gezindiğim ruhsal alemimden sezintiler)...


Yağmur unutulmadığımızın ıslak imzası...
Ya Halık ya Rauf - ur Rahim


İşte biz böyleyiz,tanımadığımız ortama girdik mi daralarız,karanlık ve boğucudur orası...
Sonra biri açar,sıcak bir söz değmiştir içine,döker.Tane tane açar.O karanlık yer gitmiş bir gülüstan bahçe olmuştur o yer.



İşte hayat bu çekeriz,çekiliriz...
Ziyalar yağar içimize ya görünür ya görünmeyiz...



Kainat bizim hallerimizi bize söyler.Şu asma ağacı, yıllardır işliyor.Meyve zamanı gelince çiçekleniyor,sonra tomur tomur meyveleniyor fakat tamamına eremiyor,"Tam oldu!"derken kül vuruyor ya da yel vuruyor.Bu fabrika, yaprağı dilikli fakat limonu aratmayacak lezzette ki yaprağı için işletilmeye devam ettiriliyor.
Hayatta öyle değil mi? 
Hakkı ile kurduk işliyor dediğimiz ve gerçekten umduğumuz şeylerin tamamına erememesi, ummadıklarımızda ise bir çok güzelliklere kavuşmaz mıyız? 
Bu sefer umduklarımız için değil ummadığımız o güzellikler için işler dururuz.Umduğumuz fakat tamamına ermeyen işlerimiz ise bu asma ağacında ki acı,buruk,çürük koruk gibi yüreğimizde gizlenir.Her bahar ile de olacak diye ümitleniriz.Halbuki ona o fıtratı yazan Rahman o yaratılmış olana değil yaratan Rabbe sığınmamızı ister.Ve bir şeyin olması için hakkı ile sünetullaha uymayı o fıtratı bilmeyi neyin nerede hakkı ile olacağını akletmemizi de ister.Ve yine sebeplere değil sepepleri yaratan Rabbe güvenmemizi ister.
Ya Malik - ul Mülk Zül Celâli vel İkram bize akleden bir kabiliyet ver,unuttuğumuz hakikatleri hatırlat,uyur gezer,bakar kör olmaktan Senin A'lâ isimlerine sığınıyoruz. Ya Kerim ya Rauf - ur Rahîm Hû.



Bir salkım hurma,Allah'ın esma-i hüsnasını öyle muhteşem haykırıyor ki hayran olmamak mümkün değil! 
Bir büyük sepeti dolduracak kadar çok olan habbeler el-Ekrem diyor. Her habbede bir ağaç gizli! Her bir çekirdek ölü gibi duruyorken vakti yeri bulunup ekildiğinde göklere uzanan koca bir ağaca dönüşüyor.O ağaçtan canımızın çekeceği hesapsız rızık tecelli oluyor.
Eşim bu salkımı getirince ilk defa yakından şahit oldum bu muhteşem sanata...
O kadar kemik gibi sağlam bir saptan kalın iplikler halinde dökülen saçaklardan olmuş meyveler.Daha hayran olduğum hal ise kemik gibi sağlam olan sapın ince ipliklerden oluşması! Bana Allah'ın ipi ile ilgili ayeti hatırlatı.Hani Allah'ın ipinden sımsıkı tutunun ve birbirinizden ayrılmayın ayetini.
" Hep birlikte Allah'ın ipine sımsıkı tutunun, ayrılığa düşmeyin ve Allah'ın üzerinizdeki nimetini düşünün. Sizler birbirinizin düşmanları iken O, sizin kalplerinizde bir uzlaştırma meydana getirdi ve O'nun nimeti sayesinde uyanıp kardeş oldunuz. Bir de siz, bir ateş çukurunun tam kenarında bulunuyordunuz ve O, sizi tutup ondan kurtardı. Şimdi Allah'a doğru gidebilmeniz için size ayetlerini böyle açıklıyor."(alî imran 103.ayet)
Sanki her ipi bir mümin tutmuş ve birbirine kenetlenmiş ki öyle sağlam hale gelip muazzam meyvelere tecelli olmuşlar.Sözden hale,közden öze dönmüşler.
Ya Halık ya Berr ya Musavvir Hû



Bahar bütün meyvelerini kışın en derin kapısına varıncaya dek verir.
Mandalinayı güzel bir manazara seyreder gibi seyredebilirim dakikalarca.Kokusunu baharın köşede,en diplerde kalmış kokusu gibi içime çekerim.İlk defa duyuyor gibidir kalbim.Hiç olağan değildir benim için. 
Haykırdığı esmaları düşünsek dilimize tesbih yaparız. Öyle muhteşem işte! 
Bu ne güzel bir yaratış ki,ikramı beğenen için ikramın kaynağı da içinde hediye!
Baharı bize bahar yapan Rahman ne Kerim!
Yeter ki bir nur olsun,bir sıcak değsin kalbe ta buz kesilinceye dek verir meyvesini!Soğudum kalmadı hiç bir huzme deme,can tohumları ekili habbe habbe yüreğinde...




Hani biz daralırız da Kur'an bize inşirah olur,gökyüzü bugün onu da söylüyor.




Sanki Kevser havuzu...
Sanki umudunu yitirmişlere hatırlatıyor bitip tükenmeyen hazineyi...
Gökyüzü,korunmuş tavan,rahmetin depolandığı yer seni yaratan ne muazzam yaratan Muazzım...

ikra ela

instagram @ikraela

0 yorum:

Yorum Gönder