Cumartesi, Aralık 06, 2014 By: İkra Ela

KÖSTEBEK ve KARANLIK HİKAYESİ


 
                       
 KÖSTEBEK

Köstebek görevini kayıtsız şartsız yüz yıllardır  yapar .Hem eko sistem için hem Allah'ın Alim ismi ile köstebeğin hayatını okuyunca kendi hayatımıza yeni buluşlar bulabilmemiz için hem de Allah'ın Rab adı ile okuyunca bize eğitim ve terbiye için... 
Köstebek  ve köstebeğin hayatı öğüttür,kevni ayettir.
St. Petersburg doğumlu Grigory Petrov'un Beyaz Zambakalar Ülkesinde adlı eserini geç kalmış da(Köstebekle ilgili sadece Dr.Senai Demirci'nin yazısını blogumda yayınlamayı düşünürken okumaya karar vermem,vaktini bekleyen eserler olduğunu gösterdi bir kez daha ) olsam şu iki gün içinde altını çizerek okudum.Ve hayretler de kaldım.Dünyanın kuzeyinde Finlandiya ülkesinin öncesi...Tıpkı  çocukluktan beri görebildiğim dünyanın hali gibi...
Kitabın toplumun doğruluk üzere olması gerektiğini vurgulaması sanki bütün dünyaya sesleniyordu.
Kitabın Kilise ve Halk ile ilgili bölümünde halk kahramanı Snelman'ın papazlara söylediği sözü,ben kendi imamlarımıza ve ulemalarımıza söyleniyor zannettim...
Son on yıldır gerçekten imamlığın bir devlet memurluğu olmadığını anlayan gerçek erler çıkmış ve halka doğru bir hayat nasıl olur,insanların vicdanlarını uyarmaya çalışmıştır.Bunu inkar edemeyiz.'Beyaz Zambaklar Ülkesinde'kitabını okumadıysanız kesinlikle okumalısınız.Dünya sınırlar olmasına rağmen  artık bir şehre dönüştü.Her yer birbirine o kadar yakın.Yakınken bir o kadar da uzak.Kitapda ki gibi bazı yerlerde hiçe sayılan,yok sayılan milyonlarca insan,bir yanda itibar ve biriktirme hırsına kapılmışlar,bir yanda açlık,sefalet ve savaşlar,bir yerlerde eğlencelerden uyuşmuş kitleler.Aslında her iki kesimde mutsuz.Biriktirme sevdası tıpkı bir köstebek gibi zengin ,fakir diyerek ayırmadan olabilen sevda.Kirlenecek diye üstünü başını dahi yıkamayanlar,bitecek diye ne bulursa biriktirenler...
Kitabın yazarı, ve içinde anlatılan o kahramanlar gerçekten inanmış insanlar,Kur'an'ı okumuşlar mıdır? bilmiyorum ,fakat onlar doğru yolu aradıklarından ve her insanın mutlu olabilmesi için fedakarlık yapmışlar.Bu sebeple ki kainat kitabına vakıf olmuşlar.Onlarda Hz.İsa ruhu canlanmış,iyiliği ve güzelliği,çalışmayı yaymış.Adeta kör olanın  gözleri açılmış,eli kolu tutmayanın elleri iş yapar hale gelmiş,derin uykudakiler uyanmış,köstebek gibi  bir yere sıkıştırılan ve biriktirme hırsına kapılanların gözleri açılmış infakta yarışır hale gelmişler.
Yani Allah adı ile farkında veya farkında olmadan çalışmışlar .ALLAH'IN HAK ,RAB,ALİM,AZİM,VEDUD... İSİMLERİNDEN TUTUNUP ÇALIŞMIŞLAR.Kendilerine ait olan yine Allah'ın vermesi ile iradelerini Allah isimleri ile kullanıp,kendilerine verilen güçleri yine Allah ismi ile harçamış ve hayatı israf etmemişlerdir.
Hz İsa'nın yüreği bir yerde canlanmışsa oraya Hz Muhammed Nur'u(güzel ahlak)müjdesi vardır.
Allah'ı gerçekten aramayan ve doğruluk üzerinde olmayan kainat kitabına vakıf olamaz.
Kitapta kainat ayetleri ile halka örnekler verilmiş, ve halk kendi özünü gördüğünden etkilenmiş ve doğruluğa yönelmiş.Bireysel mutluluk yerine ,birlikte mutluluğun çabasını sarf etmiş.Halk eğitilmeden ve güzel ahlak oluşmadan hiç bir şeyin düzelmeyeceğeni anlamışlar.
Adeta sığır gibi olmaktan kurtulmuş,köstebek gibi biriktirme hastalığını tedavi etmiş ve insanlığı gün yüzüne çıkarmışlar.

Kainat bir Kitab-ı Mubin'dir.En'am suresi 59.ayet bakın ve Bedüzaman Said Nursi'nin sözlerinden de okuyabilirsiniz.Ben 2012 yılının şubat ayının 12.günün de Rabbimin misal vermekten çekinmediği küçük bir sivrisinek ile kainatın perdesi açıldı gözlerime,aklıma...ve aktı..çorap söküğü gibi ardı ardına..yazdım.Köstebek gibi sıkışmış ruhum özgürleşmiş ve kör gözlerim açılmıştı... fakat bunlar bilinen şeyler mi diyerek hep çırpındım.Kevni ayet kavramını da bilmiyordum o zamanlar...Said Nursi'nin Risale-i Nur'dan Küçük sözler kitabı'' yazdıklarım hak mıdır?''diyerek kendimi sorgular ve ararken ;yaklaşık iki bucuk ay önce evimin yanında ki çöpün yanında ki kutuya bir kadın gözlerimin önünde bir kitap attı.Ben o kitabı aldım.O kitap'Küçük sözler''di...Ben değer kazanayım diye yazmadım bu konuyu Rabbimiz yüce Allah'ın her kulundan ne kadar haberdar olduğunu,dualara cevap verdiğini ,arayana aradığını buldurduğunu ve nimeti olduğunu anlatmak için yazdım.Ve Kainatın Allah'ın kelimeleri olduğunu görebilmemiz için...
Biraz biriktirme hırsımızı yenip,yeryüzünü görürsek bu gerçekleşecek.
Ölünce toprağa gömülürüz.Ölmek bedenin işlevini kaybedip ruhun bedenden ayrılması ile olur.
Yüce Allah'ın isimleri ile hareket etmek Allah'ın bize üflediği kendinden olan ruhun ortaya çıkmasına sebep olur.
Allah'ın adı ile hareket etmeyen kainatta hiç bir şey yoktur.İnsan Allah adı ile hareket edince kendindeki o yüce ruhu fark eder ve ölü gözleri,sıkışmışlığı ortadan kalkar.
Toprağa karışmadan bize üflenmiş olan o ruhun yüceliğini fark edelim...
Ve topraktan tekrar yaratıldığımız da belki o ruhu ebedi kaybeden olmayalım...O...!Sonsuz pişmanlık ,elimizden kaçırdığımız hazinede o olabilir.
    Dr.Senai Demirci Canla Bağışla kitabında köstebeği ve köstebek gibi olanları Kur'an-dan beslenen yüreği ile çok güzel  anlatmış. Bu fragmana bir bakalım ve öğütlerimizi almaya çalışalım:

'' ‘’Onu daha çok ‘’sessizliği ile tanıyoruz. Öyle ki, yeraltında sinsice yürütülen işlerin
Çoğunu mecazen zavallı köstebeğin omuzlarına yüklemişizdir.’’Köstebek’’siz mafya olmaz.’’Köstebek’’siz aksiyon dizisi heyecan vermez.’’Köstebek’’siz komplo teorisi tutmaz.
 Peki, her işi hikmetli olan Hâkim-i Âlim niye yaratmış köstebeği? Köstebeğin ne yaptığı bizi ilgilendiriyor da ondan… Tıpkı bir saatin akrep ve yelkovanının nereleri gezdiğinin saatin kendisinden çok bizi ilgilendirmesi gibi… Köstebek, saat gibi tıkır, tıkır işleyerek bizi inkâr ettiğimiz yüzümüzle yüzleştirir. Ama köstebeğin bizden de, yüzümüzden de, yüzleşmekten kaçtığımız yüzümüzden de haberi olması gerekmez. Saat de öyle. Hep zamanı gösterir ama kendisi zamandan da, zamanı gösterdiğinden de habersizdir.
  Köstebeğin kendisi’’nifak ehli değildir. Ama köstebeğin işlerinde hep bir ‘’nifak’’görünür. İşlerini yeraltında yürütmesi, götürdüklerini ‘’götürmüyormuş gibi’’
Gösterme çabası olarak okunabilir. Olduğu haliyle göründüğü hali ayrıdır. Birden çok yüzü vardır. En az ‘’iki’’yüzlüdür.’’olan’’ile’’görünen’’arasına topraktan bir perde koyar.
                                                                       
Olağan üstü bir hızla kazdığı tünellerle’’olduğu gibi görünmeme’’siperleri hazırlar. Hiç çaktırmadan kökünden kopardığı ekinlerinin uzantılarını yer üstünde bırakarak’’göründüğü gibi olmama’’nın temellerini kazar. Gerçekte yemeyeceği, yiyemeyeceği yiyecekleri yığarak, gerçek ihtiyacı ile hayali ihtiyaçları arasında ki farkı görünür kılar. Açlığını doyuracak miktar ile aç gözlülüğünü doyuracak miktarı birbirinden ayırır. Aç gözlülüğüne göre yığınak yapar, açlığı ise yığdığından çok daha azıyla giderilir. Bu yüzden’’nefak’’denirmiş köstebek yuvasına.
 Hayırdır, köstebek yuvasına’’nefak’’nereden girdi?’’Nifak’’ve ‘’infak’’kelimeleri arasında ki kök birliğine dikkat çeken Mustafa İslamoğlu,nifak ehlini’’tek dünyalı-iki yüzlü’’,
İnfak ehlini’’iki dünyalı-tek yüzlü’’olarak tanımlar. Kur’an tertibinde,’’infak’’kavramının ilk geçtiği Bakara suresinin ilk sayfasında,’’Bizim, verdiklerimizden infak edenler’’tanımlanırken, önce onların’’gayba imanları belirtilir:’’Onlar ki gabya iman ederler, namazı(n hakikatin)i dik tutarlar ve kendilerine verdiklerimizden infak ederler.’’ (Bakara,3 )Yani, namazı dik tutup, infak edebilmek için’’buradan fazlası’’na inanmak,’’görünenin ötesi’’ni gözetmek,’’kavranabilenin kavranamaz olanı sakladığı’’ndan emin olmak gerekir. Bu dünyadan fazlasına dair beklentin yoksa namazda kılamazsın, infakta edemezsin.
‘’Gayb’a,yani’’bildiğinden/bulduğunda’’fazlası olduğuna inanan için’’bu dünya’’dan fazlası vardır.’’Gayba iman edenler’’iki dünyalıdır.’’Gayb’ı olmayanlar,tek dünyalıdır.Ne fazlası,ne ötesi vardır.Varlığı/nı bulduğundan ve bildiğinden ibaret gören birinin,kendisi dışında birlerini düşünmesi gerekmez.Elinde sadece ‘’kendisi’’vardır.
‘’Öteki’’ler için bir şey yapmak, bir şeyler vermek zorunda değildir. Başkalarını tamamlamak için kendisinden bir şey eksiltemez. Gayb’a imanı olmayan kendisinden başkasını görmez. Varlığı bulduğundan ibaret görenin gözünde’’diğerleri’’olmaz. Eşyanın ufkuna kilitlenmiştir bakışları. Ötesini göremezler. Tam da burada, köstebeğin’’körlüğü’’aklımıza düşer. Köstebeğin öyle keskince görmesine gerek yoktur, çünkü gün yüzüne çıkacak vakti olmaz. Yumruları istiflemeye öylesine dalmıştır ki yığdıklarına tepeden bir bakıp gözden geçirmeye hali kalmaz.
  Yerin altındakilerle oyalanan köstebeğin benzerleri var yeryüzünde. Yerin üstündekileri çoğaltmakla oyalanıp dururlar, ta yerin altına girinceye kadar. Gözleri eşyadan başkasını görmez.
  Kimlerdir bu’’nefak’’sahipleri?
Bir şeyle sırf onun hatırına uğraşmak onunla’’oynamak’’tır.’’Oyuncak’’lar, çocuklar için başka bir şeyin aracı değildir. Hepsi amaçtır oyuncağın. O yüzden ‘’oyalanır’’/’’oynar’’
Çocuklar oyuncaklarıyla. Köstebek de yığdıklarını bir işe yarasın diye yığıyor değildir. Yığmak için yığar, o kadar. Yani,’’oynar’’köstebek. Yani’’oyalanır’’köstebek.*Oyalanmak için oyalanılan şeyin ne işe yaradığını unutmuş olmak gerekir. Oyalanmak için oyalandığımız nesnenin bir başka şeyin aracı olduğuna cahilleşmek gerekir. Oyalandığımız şey ‘’tutar’’elimizi. Bir başka işten geri tutar bizi. Oyalandığımız şey aklımızı da tutar. Bu’’akıl tutulması’’yüzünden, oyalandığımız şeye bile körleşiriz.
Bir amaca hizmet etmek gelmez aklımıza. Elimizdekine bir işe yarar hale getirme fikri kapalı kalır bize. Elimizdekini terk edip bir başka işte yararlı hale gelme fikrine de kapıları kapatırız.
  Kur’an-i teşhisle,’’lehv’’içinde kalırız. Ne demek’’lehv’’?
Değirmen taşı boşa dönmesin diye ağzından çıkanı içine geri koyarak taşı oyalamak. Değirmen taşı öğütmüyor ama dönüyor. Dönüyor ama öğütmüyor. Dönüp duruyor ama bir iş yapmıyor. Yoruluyor ama ürün vermiyor. Kendi kendisiyle oyalanıyor. Değirmen taşının bu acınacak hali biz insanların halini resmeder aslında.
Resmin adı ise:’’Elhakümüttekasür’’Şu anda yeryüzünde dolaşan, koşturan, ter döken, yorulan insanların çoğunu,’’Çoğaltma tutkusu sizi oyalayıp duruyor’’diye seyreder/seyretmemizi ister Rabbimiz. Üstelik’’ta mezara varıncaya kadar. Yani,
‘’Öylesine köreldiniz ki yaptığınız işe, ancak mezara girince görebileceksiniz işin aslını.’’
‘’Öylesine daldınız ki çoğaltamaya, ancak ölünce kendinize geleceksiniz.’’(Bak. Tekasür suresi)
Dikkat: Rabbimizin başta sona Tekasür suresi’ni ayırdığı kınama,’’Çok mal’’a değil’’çoğaltmaya’’yöneliktir.’’Çok çok, daha çok, daha da çok…’’tutkusuna kapılmak için çok mal gerekli değildir. Az mal için de çoğaltma tutkusuna kapılabiliriz. Çok malımız olsa bile, çoğaltma tutkusuna, yani’’lehv’’e kapılmamış olabiliriz.

  Evlerimizi istifleme harikası’’nefak’’olmaktan çıkarabilir miyiz? Ellerimizi yığma yeri’’nefak’’olmaktan çekip alabilir miyiz? Kalbimizi öğüttüğünü bir daha öğüterek oyalanan değirmen taşı gibi dönmekten vazgeçirebilir miyiz? Aklımızı bulduğundan ötesine köreldiği, kendisinden başkasını görmediği’’bencillik tutulması’’ndan çıkarabilir miyiz?
 Niye olmasın?
Gönlümüze köstebeğin’’körlüğü’’nden kurtuluşu müjdeliyor Rabbimiz. İMAN: Kör gönüllere ışık yolu

Oyalandığımız işleri yarıda kesebileceğimiz, aklımızın tutulduğu oyunlara ara verebileceğimiz bir teneffüse çağırıyor bizi Rabbimiz. NAMAZ: Tükenişten kaçış yolu

Köstebek yuvası’’nefak’’tan çıkış yolumuzu sonsuz şefkatiyle gösteriyor Rabbimiz.
İNFAK:’’nefak’’tan çıkış yolu’''
                             Fragman’’Köstebek Yuvası’’Canla Ba(ğı)şla kitabı
                                                             Senai Demirci
                                                                                

                                                                İkraEla
                                                                @ElaIKRA

0 yorum:

Yorum Gönder