Cuma, Mayıs 13, 2016 By: İkra Ela

Yeni Halife Kim?Kimler?Halifelik hakkımız mı?Biz sapıtan bir toplum muyuz?



O ne güzel Allah Cemîl

    "Da'vâhum fîhâ subhânekellâhumme ve tahiyyetuhum fîhâ selâm(selâmun), ve âhıru da'vâhum enil hamdulillâhi rabbil âlemîn(âlemîne)."
Orada duaları «subhaneke allahumme» sağlıkları «selam», Dualarının sonu da hakikat «elhamdulillahi rabbilalemîn» dir.Yunus suresi 10.ayet.

O ne güzel  Cemîl Allah Hu bize güzeli,güzellikleri nasip etti.Cemil isminin tecellisini bir huzme vermeseydi! İnsanda akıl,kalp güzelliği olabilir miydi?Tesadüfü şekilde yeryüzünde oluşmuş bir varlık olsaydı mesela,akıl güzelliği,şuur güzelliği,kalp güzelliği olmasaydı sadece acıktığında yemek isteyen bir varlık! Akıl,şuur güzelliği olmadığı için konuşamıyor da!"Hayvan gibi olurduk." deriz değil mi?Fakat hayvanların dahi cüzi akıl,kalp ve şuuru vardır.İnsan da akıl,kalp ve şuur güzelliği gidince ne yazık ki hayvandan aşağı ne yaptığını idrak edemeyen bir varlık ortaya çıkardı.O zaman hiç olmamayı isteyecek idrakimiz dahi olmaması her halde en çokta dünyada ki canlı cansız diğer varlıklara eziyet olur gibiydi.Kendi yiyeceğimizi bulma yetkisi verilmeseydi!Ya da  yiyeceğe ihtiyacı olmayan sadece üreyen bir varlık.Ölümün,var olmanın idrakinde olmayan bir varlık.Tohumun toprağa defni ile bir gül olarak doğduğunu fark edemeyen varlık!

Ölüm bizim için korkunç bir hal iken Rabbimiz cesetimizi toprağa hazmettirir Celâli ile insanı yeniden bir gül gibi Cemâl'e yükseltir.

Kuru bir dal parçasına:
 "Sana akıl,göz,kulak,kalp,mide,nefs,el, ayak ve belli bir  süre vereceğim,bakalım sen elinde ki hazine ile ne yapacaksın?İyi olmayı mı seçeceksin? Hatta sana celallenmeyi de vereceğim bakalım onu nasıl kullanacaksın? Sevmeyi vereceğim,kelimeleri vereceğim,okumayı vereceğim,merhameti vereceğim,bu işin sonunda da hesabın olacak,o hesap sonu sana verdiğim süre boyunca  yeryüzünde yaptıkların olacak.Kuru bir dal iken sana verdiğim bu kadar imkan ile bakalım halin,halifeliğin nasıl olacak?Beni unutanlardan mı olacaksın,yoksa her halin ile zikr edenlerden mi?Beni zikretmeyi unutman senin için kalp gözü körlüğüdür.Bu körlük seni bütün yaratılmış olanlara bağlar, bunu unutma!Kör olan bir nesneyi ne kadar tanımlaya bilir?Ve ölümü tatman gerek yeniden olman için ve yaptıkların ile geleceksin bana ,sonuca göre sana iki  hayattan birini vereceğim seçim senin, biri ya derin pişmanlık ateşler içinde, biri huzur,esenlik "denseydi.O kuru dal parçası  bir nebze görmek için mi yoksa iradesi ile kuşlar gibi uçabilmek için mi? Yoksa...yoksa...yoksa...

O kuru dal parçası önce sadece  ceset iken can bulma şaşkınlığı ile gördüğü renklerin hayranlığı ile önce kendine bu nimeti vereni çokça zikrederken gerisin geri unutup gördüklerinin ve yaptıklarının kendinden olduğunu mu zannederdi?

İşte biz de bir nevi o dal parçası gibiyiz.Annemizin karnından olduğumuz halde hiç de fark etmeden topraktan oluruz,bir ömür de topraktan beslenerek cesedimiz diri kalır.O ne güzel Allah ki biz hem olalım hem diri kalalım hem şifamızı bulalım diye bize toprak yedirmek yerine,Muazzım esmasının cilvesi ile muazzam lezzetli ikramlarını bol bol ihsan eder.Dişleri çıkmamış olan bebeğin açlığı için anne bedenindeki süt çeşmelerine hayret etmeyen ne görür ki,hangi ağaçları altından akacak cennet ırmaklarına inanır.O öyle CEMÎL Kİ KUSURDAN MÜNEZZEH.
 Biz işte bu bahçeye düşen bir gül olma adayı insan, cennete davetiyeli.Böyle bir davetiyeyi kim reddeder ki?Göremeyen,duymayan olmalı,bütün bu ihtişamları bir tesadüfe bağlayan,kendinden oldu zanneden!Ya da hayatında hiç gül görmemiş bir insanın,bir gül fidanı ile karşılaşması ile:"Bu dikenli şeyi sakın ekme,elimize ayağımıza değer bizi kanatır,yaralar."diyen, Allah'ın yarattığına kusurlu bakmasından,onda muhakkak bir şifanın güzelliğin olduğuna inanmamasından...

Bu dünyada bir nebze cennet muştusu insana cennet olur.Cennet hali,kula kul olmadan sadece Allah'a kul olarak kendini esir bir boyun olmaktan sıyırarak sonsuz özgürlük ile kanatlanmaktır.Bu hali bu dünyada yaşayan mahşer günü aynı hal ile hatta daha bilemeyecekleri ile buluşmaz mı?İnsan bu dünyada dahi er geç yaptıklarının karşılığını görmüyor mu?Görmeyip de sade kör olanlar,gördükleri halde keyfe düşkünlüklerinden sağırlaşanlar ahrette gördükleri ile işte o derin pişmanlığı yaşayacak.

İşte o derin körlükten ve sağırlıktan Allah'a sığınıp,onun her kusurdan münezzeh olduğunu ikrar etmeliyiz ve birbirimize duamız selam olmalı,yani Allah'ın Selâm esması ile,esenlik,barış dilemeliyiz ki işimizin sonu ömrümüzün sonu dikenden gül doğması gibi hayr olsun.Daha özünde ki gülü ortaya çıkarmamış olana şeytanın ettiği gibi hor bakmayalım ki biz de o cennet ile muştulanalım.Meleklerin secdesi gibi onda Allah'ın ruhundan olduğunu bilelim de  onda ki o gül doğsun diye de duada olalım.

Bu dünyada da cennet muştusu yaşamak istiyorsak Yunus suresi 10. ayeti yüreğimize ekmek gerek, gerek ki o önce içimizde muştulansın...
Hatta Yunus suresini bütün ile okuyunca görürüz ki;insanlık bakışını,halini bozduğunda oluşan zulüm  sonucunda gelen felaketler ile yok oluş başlar,insan olma insan kalma özelliğini büsbütün kaybeder; Nuh(a.s)'ın kavmi ve diğer kavimlerin başına gelenler gibi;Bunların aralarında Allah'a iman etmiş,doğruluk isteyen,kendine verilen imkanları hakkı ile yapacağını söyleyen,söz veren,kanaat eden,inan topluluklara insan olmanın hakkını yapacak halifelik imkanı tekrar verilir.
Bu tıpkı gecenin arkasından gündüzün,gündüzün arkasından da gecenin gelmesi gibi devri daimdir.Şarttır her iki halde de kendine verilen değerlerin hakkını veren Allah'a ve ahiret gününe iman edenler cennette o selama kavuşacaktır.Gece de göremeyen gündüzde görebilmesi için imkandır,gündüzde görmeyen içinde gece bir imkandır.Gecede kendini gizleyen gündüzde ortaya çıkar,gündüzde kendini gizleyen gecede ortaya çıkar.İnsanın gerçek yüzü aslında bu dünyada kendi kendine şahittir de.İnsan sadece görmek istemez,kendi vicdanından dahi kaçar.Bitecek,tükenecek kaygıları ile de bu dünyada da aslında nefsi sürekli sancıda kalır.
İnsanın nefsi şartlar dahilinde uykuda olur,şartlara göre de uyanır.Gece ve gündüz,bolluk ve darlık ile insan imtihan edilir.
Sadece darlık zamanında Allah'a dua eden ne yazık ki bolluk ile imtihan edildiğinde Allah'ı hiç hesaba katmayan nankörlerden olup çıkabilir.Her iki halde de iman edip imanı kendisine faydalı olanlardan olabilmemiz için sözlerinde duran sadıklardan olmamız gerekir.

Hz.Nuh'un kavminden iman etmeyip zulümde ısrar edenler yaptıklarının içinde boğulurken,iman edenlerin gemisi Rahman Rahim Allah ismi ile yürür ve kurtulur.Fakat yine zalim boğulmuş olduğu halde insanlar en önce verdikleri sözleri tutmamaktan,
uykuda olan nefislerinin uyanmasından yine gerçek yüzleri ortaya çıkar.
Hz Musa ile birlikte iman edip onun ile firavun sistemini terk edenler kendilerine verilen nimetlere nankörlük ederek ilk sınavda kaybetmişlerdi.Söz söylemek ve söz vermek kolaydır asıl olan sözlerde durmaktır.

Kavimlerin oluş ve bozuluşunda ki hakikatleri okuyarak toplum olarak hatta dünya toplumu olarak şu soruları kendimize sormalıyız?Biz sapıtan bir toplum muyuz?Bizim toplum halifeliği hak ediyor mu?İman ettikten sonra imanı kendine fayda etmiş bir toplum muyuz?

"Her kim izzet istiyorsa bilsin ki izzet tamamiyle Allah'ındır, ona hoş kelimeler yükselir onu da ameli sâlih yükseltir, kötülükler kuranlara gelince onlara şiddetli bir azâb vardır ve onların tuzakları hep tarumar olur."Fatır suresi 10.ayet


Davamızın başı ,halimiz,duamız Allah'ı unutmamak,Onun her eksik ve kusurdan münezzeh olduğunu ikrar etmektir,bu zikri unutmadıkça yolumuz selam olur,Selam'ı bulur.Selam'ı bulan "elhamdulillahi rabbilalemîn"demez mi?Yaşamaz mı?Haydi bismillah zikre...ya Allah Hu...

                                          ikra ela
                                           @ElaIKRA









0 yorum:

Yorum Gönder