Cumartesi, Mayıs 31, 2014 By: İkra Ela

AYETLER OKUYUP İBRET ALMAK İÇİNDİR.AYETLERİ OKUMADIKÇA AKLIMIZ TUTULDU.

                                                                ASLAN



''Sizin yaratılışınızda ve türetip yaydığı canlılarda kesin bilgiyle inanan bir kavim için ayetler vardır.''
                                                               Casiye suresi 4.ayet

Aslan ayeti ; Yaradan Rab(terbiye eden,öğreten)adı ile okuyunca ne söyler ?Okuyabildiğim kadarı ile...

Dünya kurulalı ‘’Ben ormanlar kralıyım’’ diyerek imparatorluğunu ilan eden aslan, parçalayarak yemekten asla vazgeçmez. O kendi gücüne ve gösterişine güvenir. Plan kurar, avını yakaladı mı önce soluğunu keser sonra parçalar ve geriye leş bırakır ve ormana düzen verdiğini iddia eder. Aslan, kendi cinsinden (leopar, çita vb.) olan hayvanların kazandıkları avı da ele geçirmeye çalışır. Bazen sırtlanların avına da göz koyar. Bir o kadar da sırtlanlardan o kadar nefret eder ki sırtlan yavrularını boğup yok edecek kadar. Aslan gösterişi, gücü, planlı, tetikte olması, leş yememesi ve kendi aralarında sürekli kavgalı olmaları ile bize bu tür insanların ve toplumların olabileceğini hatırlatır. Buna da hepimiz şahidizdir aslında.
  İri cüssesi, korkunç kükremesi, yırtıcı tırnakları da olsa aslan, sürü halinde de yaşasa, başlarında erkek aslan nöbette tutsa nefsinin peşinde koşmaktan sinsice hazırlanmış bir tuzağa düşüp, ömrü boyu esir olabilir, ya da hak yiyen sırtlanlar tarafından kendi emeği ile kazandığı elinden gidebilir.
 Aslan bize der ki!
‘’Ey insan !Ey topluluklar benim gibi güçlü olabilirsin, seni koruyacak kollayacak yakınlarında olabilir, kendini çok iyi plan kurabiliyor da görebilirsin, fakat bir anlık gaflete dalman seni geri dönüşü olmayan esaretlere, ölümlere götürebilir. Elindekini avucundakini kaybedebilirsin. Bize ve yaptıklarımıza bak da kendini gör! Gücüne kuvvetine, asaletine güvenme! Eğer sen aslan olduğunu iddia ediyorsan bil ki ya kendi cinsinin kazandıklarında hep gözün var ya da sırtlanların kazandıklarında…  İster biz Aslanlarla ilgili belgeselleri seyredin ister  aslan hastalığına yakalanmış olanları seyredin bu ibretler açık olarak birbirini anlatır. İnsan olmak isteyen parçalamaktan vazgeçer, paylaşmayı öğrenir, yetiştirmeyi ve üretmeyi… Size verilmiş bu kadar yetenek varken halen nefsinize bulaşan aslan hastalığını tedavi etmeyeceğim derseniz siz bilirsiniz.’’

   ''Nefse ve onu düzgün bir biçimde şekillendirip ona kötülük duygusunu ve takvasını (kötülükten sakınma yeteneğini) ilham edene andolsun ki, nefsini arındıran kurtuluşa ermiştir.''                                                     
                                                               Şems suresi 7.8.9. ayetler
                                                 

                                                          SIRTLAN

       
       




‘’Ey insan! Bana bak da çeteleşen, leş yiyicileri, hırsızları gör. Ben halimle yaşantımla, sesimle tıpkı o haram yiyici çeteleri anlatıyorum. O hak tanımaz nefsine düşkünlerin, görünüş de insan kılıkları olmasına rağmen nefislerinde ki sırtlanı yaşarlar. Yuvaları benim gibi karanlık inlerdir. Geceleri ava çıkarlar bazen emeği ile kazanmış olana saldırırlar bazen de artık leşleri yerler. Bazense öyle ustaca plan kurarlar ki kendilerinden daha cüsseli ve kuvveti bir avı iyice yorarak avlarlar. Helal yolla kazanılmayan her kazanç leştir. Pis kokar, iğrençtir, nefret uyandırır. Sırtlanlar tehlike gördükleri zaman ondan sıyrılmaktan da o kadar ustalardır, İsterseniz çetelere bakın bizi tanıyın! İsterseniz de biz sırtlanlara bakın çeteleri tanıyın. Biz bize verilmiş görevi yapıyoruz. Hadi biz birbirimizi yemeden yaşamımızı sürdüremeyiz, size ne oluyor? Bu kadar nimet sizlere bahşedilmişken! Sırtlan hastalığını iyice tanı ki sana da bulaşmasın.Hastalıklar korunmayana,bağışıklık sistemini güçlendirmeyene çabuk bulaşır bilirsin.Kur'an senin nefsinin bağışıklık sistemini güçlendirir.Bizim gibi  kevni ayetlerde kendi görevlerimizi yaparken sana ibretler verir’’

                                                   
    TİLKİ, SANSAR, KEDİ, FARE
                         
  


  Tilki kurnazdır. Hep başkalarının malında gözü vardır. Tilki yaşlansa da hep tilkidir Kurnazlığı ile hayatta kaldığını düşünür, yaptığı kurnazlıkları da bir marifet zanneder, ömrü boyunca da artık yemek zorun da kalır. O hem doğal hayatın korunması için vardır, hem de insanlara ibret olsun diye kendine verilmiş görevi yapar. Tilki bize derki;’’Ey insan! Ben yüzyıllardır kurnazlıkla geçiniyorum. Sen insan makamındasın, sana bütün nimetler sayısız verilmiş Kurnazlığı hayvan makamında olan yapar. Senin yaptığın kurnazlık ise hep sana geri döner.Kurnazlık düşündükçe tilki hastalığından nefsin kurtulmaz’’

  Sansar, bu hayvanlar gündüzleri hiç kimsenin gözüne görünmezler, geceleri sinsice avlanırlar. Birçok çeşidi olmasına rağmen bizlerin en iyi bildiği, evlerde ki kümeslere, karda bile gezse izini belli etmeden dadananlardır. Kümes de ki tavukların kanını emer ve giderler nereden kümese girip çıktıklarını belli etmezler. Sansarın bu haliyle bize ne dediğini toplum olarak çok iyi biliriz. Filmlerde işini sinsice belli etmeden yapan kötü karakterlere de sansar lakabını vermişizdir. Sansarlar kendilerini fark ettirmeseler de, gecenin kör karanlığında bile olsa onu görenler görür, bilenler bilir. Sansarlar hastalığı taşıyanlarda kendilerini çok iyi bilirler.
Bilmeyenlere ibret olsun diye sansar der ki;
‘’Ey insan ben bu görevi sırf sen ibret alasın diye yapıyorum, Sen gör de, nefsine sansar hastalığı bulaşanları tanı. Onlar kendilerini hiç belli etmeden gizlice kan emerler.’’




Kedi küçücük burnuyla., bakışlarıyla çok masum durur.İyi bir koku aldığında gelip hemen sırnaşır, masum pozlarına girer. Gözlerinin şekli hainliğini, münafıklığını ele verir. Dişleri keskin ve parçalayıcı, sinirlendi mi, işine gelmedi mi pençe atacak kadar tırnakları keskindir. Kendini de o kadar temizler ki parlaklığı ile dikkat çeksin. Hiç bir leke kondurulmasın üzerine. Avını avlamak için gayet, sabırlı ve temkinlidir. Gerektiğinde tırmanır, sıçrar, kaçar. Yüksekten düşse dört ayağının üstüne düşerde burnu bile kanamaz. Yaptığı pisliği gizleyecek kadar beceriklidir. Geceleri gözlerinin parlaması onun ikiyüzlülüğünü ortaya çıkarır. Avını bekleyen karanlık da gezen avcılar da, sevinçten gözleri adeta parlayarak gezer, arzuyla bekler avını iştahla yemek için.
 Evcil kediler(münafıklar),iyi bir yuvaya düşmüşlerse orada gayet rahat ve mutludurlar.
Sahiplerine kızdıklarında vefasızlardır..Bir pençe atarlar ki sahibi bile neye uğradığını şaşırır.Sahibi çok uzaklara götürüp serbest bıraksa da o kedi yinede arsızdır faydalandığı kapıyı kolay, kolay terk etmez.Nerede bırakılmış olursa olsun o yinede bir yolunu bulur geri döner.
 Sokak da ki kediler(münafıklar) ise kimseye yaranamazlarsa hayatları çöplükte, artık yiyerek geçer.
Yiyecek aradıklarında ve azgınlaştıklarında ise sürekli kavgalılardır. Bu sebeple çıkardıkları gürültülerden ve seslerden toplum sürekli rahatsızdır.
   Sokak da ki kediler(münafıklar) fareyi, kuş’u görürlerse avlamak için fırsat kollarlar. Ev kedileri(münafıkları) ise o kadar çok doyurulmuşlardır ki fareyi, kuş’u burunlarının ucunda görseler kıpırdamazlar, yakalasalar da keyfi için yakalar onunla biraz eğlenir, canını acıtır öylece bırakırlar. Kedi aslında kendine verilmiş görevi yapar ve bize derki;
’’ Bak ey insan! Bana bakta nefsine bulaşabilecek kedi hastalığını tanı.Tanı ki korunasın.BENİ HAYATINIZDAN UZAKLAŞTIRDIKÇA İBRETLERDE BİR BİR ELİNİZDEN GİDİYOR.Gördüğünüzü Kur'an-i bakış açısı ile okumayı unutmayın. Ben her halim ile sizin için yaratıldım. Benim gibi nice nefsinin düşkünü, ikiyüzlüler vardır. Bana bak da önlemini al. Fıtratı üzerinde yaşamayan her insan, münafıklık eder. Kimisi bunun farkındadır aslında, Nefsinin arzusu baskın olduğundan bildiğini yapmayı sürdürür. Kimi de bunun hiç farkına varamaz. Çünkü nefsinin aşırılıkları gözünü kör etmiştir. Görmez, duymaz, işitmez… Şeytanda onu yalnız bırakmaz.’’
Bu tür ikiyüzlü münafıklar gerçekten Rahman ve Rahim Allah’ın adı ile hareket edenlerle uzun süre bir arada duramaz, onlar genel de zaafları olanların yanındadır. Atalarımız birine küsünce ’’aramıza kara kedi girdi’’derlerdi. Çünkü bir zamanlar hayatta ki ibretlerin farkında idi insanlar. Kelimeler değişti, anlamalar bozuldu, görevler ihmal edildi ve hafıza kaybına uğradık hep beraber. İnsanların arasına kara kedi gibi giren ikiyüzlü münafıklar Kur’an-da çok güzel tanıtılmıştır.

                                                                     

                                                       
 Fare de iyi koku alıcıdır ama günışığından(nur)korkar bir türlü gün yüzüne çıkmak istemez. Lağımlarda yaşamayı seçen bir fare, iyi peynirinde kokusunu bilir. Korkaklığı baskındır ama nefsine de engel olamaz peynir için gün yüzüne çıkarsa ondan daha iyi koku alan,sinsi olan kediye yem olur. Ben karanlıkların içinde güvenliyim derse de, o karanlıklara mahkûm olur, lağımlarda ömrü geçer, kendine ait olmayanları yer. Sinsice geçtiği yerlerde de kendi izi olan pisliğini bırakır. Fasıklar ne kadar gün yüzün de olmasalar da izleri hep ortadadır.

 Fare hastalığı taşıyan insanlarda, ancak sağı solu kemirir, birbirine düşürür, pisliğini bırakır, hastalık yayar. Eni sonu da av ve denek olmaktan kurtulamaz.

                                                                İkraEla@ElaIKRA

0 yorum:

Yorum Gönder