Pazartesi, Nisan 28, 2014 By: İkra Ela

Niçin Yaratıldık?Neden imtihandayız?Cennet bu dünyada mı?Cennet için hazır mıyız?


İnsan dayanabilseydi mükemmel güzelliklerin çekiciliğine,sınırlarını koruyabilseydi,elbette cennete imtihansız girerdi.
NE YAPTIĞIMIZ BİLİNİYOR!

İNSAN DAYANAMAZDI!
Hz.Musa dayanabildi mi?
''Musa, tayin ettiğimiz vakitte gelip Rabbi onunla konuşunca, Musa: 'Rabbim! Bana Kendini göster, Sana bakayım' dedi. Allah: 'Sen Beni göremezsin ama dağa bak, eğer o yerinde kalırsa sen de Beni göreceksin' buyurdu. Rabbi dağa tecelli edince onu yerlebir etti ve Musa da baygın düştü; ayılınca: 'Yarabbi, münezzehsin, Sana tevbe ettim, ben inananların ilkiyim' dedi.''
                                                               Araf suresi 143.ayet
Daha bu dünyanın güzelliklerine  sarhoşlayan insan sendeliyor,yalpalıyor,şaşırıyor.Yolda ki güzelliklere  dalmaktan,oyalanmaktan yola neden çıktığını dahi unutuyor,istikametten çıkıp bu ölümlü rengarenk peşin dünyanın çekiciliğine kapılıp aklını örtüyor,vicdanını susturuyor.
İnsan dayanabilseydi mükemmel güzelliklerin çekiciliğine,sınırlarını koruyabilseydi,elbette cennete imtihansız girerdi.
İnsan bedeni büyür,olgunlaşır ve ölür,cesedi toprak olur.
Ya! Kendinde ki o çocuk nefsi olgunlaşmamışsa cennete alınamaz.Nefs temizlenip parlamadan,belli bir olgunluğa ulaşmadan cennete giremez.Çünkü cenneti de cehenneme çevirir.
İnsan Da-ya-na-maz!O mükemmel sanat ile yaratılmış cennetlere.
 Biz bu dünyada kısıtlı bilgimiz  ile istediğimiz okula YERLEŞEBİLİYOR MUYUZ?
İnsanda bulunan bitmez tükenmez arzular hevesler neden?
İnsan bu arzu ve isteklere dayanabilen bir nefs ile yaratılmış olarak cennete yerleştirilmiş olsaydı ne olurdu?
Doğduğun gibi olmak nasıl olur?
Olmak,olgunlaşmak,olgunluk devreleri geçirmek ve olgun bir nefs hiç olmamışlığın nasıl olduğunu anlayabilir miydi?
Hazırda olgunluğunu bulan insan ne yapar cennette?
İnsan ham olmadan olgun olabilir mi?
''Yine odur, o ki Semâdan bir su indirdi, derken onunla her şeyin nebatını çıkardık, derken ondan bir yeşillik çıkardık, ondan birbiri üzerine binmiş dâneler çıkarıyoruz, hurma ağacından da tal'ından sarkan salkımlar ve üzümlerden bağlar, zeytunu da narı da birbirine benzer benzemez, bakın her birinin meyvesine: Bir meyve verdiği vakıt, bir de kemale erişine, şüphesiz şu size gösterilende iyman ehli olanlar için bir çok âyetler vardır''
                                                                          En'am suresi 99.ayet
İnsanın sonsuz güzelliklere olgunlaşmadan dayanabilmesi mümkün mü?
Şeytanın kendinde ki nimeti kendinden olduğunu zannetmesi ve ya neden yaratılmış olduğu özün yani ırkının kendini üstün yaptığını sanması neyi anlatıyor?
Dünya okulunda olgunlaşmamış nefs cennete yerleştirildi diyelim .Ne olur?Cennette ne yapardı?
Da-ya-na-maz!
Ağlar ,ister,mızmızlanır.Dengesizce yer,döker ,saçar,umursamaz.Yeni dünyaya gözünü açmış bebek gibi sadece hedefi gördükleri ve midesidir.ne yaptığının bilincinde olamaz.Meraklıdır,sınırları olamaz.İdraki olmaz.Beş altı yaş nefsi taşıyan insan cennette artık bir çok şeyi tanımaya başlamıştır.Fakat bilmediği daha o kadar çok şey vardır ki.Bazılarını anlamlandırabilir bazılarını anlamlandıramaz.Bütün derdi eğlenmek,oynamaktır.Kim için ne için yaptığını bilmeden.
Ergenlik nefsine ulaşan insan ne yapar cennette?
Da-ya-na-maz!
Bir gün durgun bir fırtına halinde bir tutarlılığı olamaz.Çünkü henüz kendini tanıyamıyordur.Gördüğü güzelliklere aşıktır.Bilici durgun,hali coşkun her gördüğüne vurgun ,kendini de onlara benzetmek ve beğenilmek arzusu ile yorgundur.
Bilinç açılana kadar bu olgunlaşma devresi sürer.Bilinç açılmadığı sürede ise cennete aynen cehenneme döner.
Bu olgunluk aşamaları olmadan olgun bir şekilde yaratılıp cennete yerleştirilseydik ne olurdu?Kendimizde ki olgunluğu,bilgiyi akletmeyi,farkındalığı yine kendimizden olduğunu mu düşünürdük?Kendimizi cennete layık diğer varlıklardan üstün olduğumuzu mu düşünürdük?Veya sınırlı saygılı ve Rabb'imize ibadetimizi aksatmadan sürdürürmüydük.Peki iradeli bir varlık olarak yaratılmış olmamızın bir anlamı kalırmıydı o zaman?
 İradeli varlık olarak,yokunda  farkında olmak,bilmek,o muhteşem sanatın bilincinde olup kendi irademiz ile Rabb'imize kul olabilmek çabasında olmadığımızda bizde yaratılan rahmet nasıl ortaya çıkar.
O akla hayale sığmayan güzellikte ki cennetlere anlam kazandıracak insan,daha bu ölümlü hayatın güzelliklerinden nutku tutuluyorsa olgunlaşmamış bir nefs ile cennette ne yapardı?
Tabi ki da-ya-na-maz-dı!
Nefs terbiye edilmedikçe  cenneti de  cehennem eder.O cennetler ki tertemizdir.Ve oraya ancak nefsini temizleyip parlatanlar girer.
Yağmur yağarken saf ve temizdir.İnsan da doğduğun da.İkisi de yere düşmeden içinde ki rahmet görülemiyor.Yağmurun düştüğü yer bataklıkta olabilir,suyu yutan çölde .Bebekte ya bataklığa düşer,ya çöle,ya okyanusa,ya deli bir ırmağa.Orada ki iki damlada kendi çabası ile yeniden saf olma yolunda çırpınır.Su damlası gibidir insan ya çabalamaz olur bataklık,ya çabalar göğe yükselir fıtratını bulur.
Bebek düştüğü yerde ilk nefs ile tanışır.Annesinin sütü ve dilindeki tat nefsle buluştuğu ilk andır.Artık ister,ağlar,mızmızlanır.Eline düşeni şebek eder oynatır.Artık bebek düştüğü yerde kirlenmeye başlamıştır.Kirlendikçe bazı hastalıklar boy göstermeye başlar,aynen biyolojik hastalıklar gibidir nefsdeki hastalıklar.Peki bu hastalıklar nelerdir?
Bu hastalıkları Rabb'imiz bize öğretmişmidir?Peki bunlar nelerdir?
Tabi ki nefsimize bulaşan hastalıklar Kur'an ve kainat ayetlerinde   anlatılır.Bütün dünya toplumlarında kelimeleri simgeleyen harf işaretleri vardır.
Bizim Kelimelerimiz toplum olarak halimizi değiştirdikçe ve sorumluluklarımızı ihmal edip önemsemedikçe her yeni nesilde de değişir,bozulur,anlamından çok çok uzağa gider.Böylece toplum olarak hafıza kaybına uğrarız.Bu durum unutkanlık hastalığına yakalanan insan gibidir ki kelimelerini kaybeden bir toplum hafızasını kaybetmiştir.Yavaş yavaş bunamaya gider.Ne yaptığını bilemez,ulu orta pisliğini yapar,olmadık davranışları en sevdiklerine dahi gösterir.İnsanda ki unutkanlık hastalığı bazen geri dönüşümü  olmadığı gibi toplumlarda da unutkanlık geri dönülemez felaketlere sebep olabilir.
Hatırlayabilmek çok emek ister.Kelimelerin kök anlamına girip hangi yerde ve hangi sebepten dolayı oluştuğu incelenirse gerçek anlam yakalanabilir.
İnsan kalem ile kelam yazarken hata yapabilir.Eksik yazabilir,unuta bilir,karmaşık yazabilir.
Değişmeyen kelimeler vardır ki o da yaradan Yüce Rabb'imizin Kur'an-ı-Kerim'i ve Kainat ayetleridir.Kainat ayetlerine kevni ayet deriz.
Kendi kelimelerimizin anlamı için kök anlamlarına,hangi sebep ve sonuçtan çıktıklarına bakarken,Rabb'imizin ayetlerine yüzeysel bakarsak,güneşe yüzeysel baktığımızda oluşan körlük gibi perde olur gözümüzde.
Kainat ayetlerine nasıl bakmalıyız o zaman?Nasıl bakmalıyız ki o ayetleri okuyalım.
Rabb'imiz neden''Yaratan Rabb'inin adı ile oku'''diyor?
                                         Alak 1.ayet
Hep beraber okuyalım mı?
Tabi ki biz nasıl okuyalım ki deriz hemen.
Hem yaratan hem de yarattığını başı boş bırakmayıp öğreten,terbiye eden, Rabb'inin adı ile okumak nasıl olur?
Kainat ayetleri hal dilleri ile kendini anlatır.Dünyanın neresine gidersek gidelim ,insan hep aynı şekilde olay ve şartlara aynı etki ve tepkileri verirler vücut dili ile.Komedi olduğunda güler,dram olduğunda ağlar.Bizleri o muhteşem cennetlerine almak isteyen Rabb'imize hayran olmamak mümkün mü?
Bu kadar mükemmelliği yaratmayı bilen,ölüm ve diriliş elinde olan,yıldızları yörüngesinde tutan,her yarattığının da rızkını  yaratan,her çirkinliği bir güzellikle örten Yüce Rabb'imiz başka türlü yaratmaya kadir değil midir?
Bu dünyada  sadece bir arı neslinin bile yok olması bu dünyanın sonunu getiriyor..Bu başka hayat oluşumları için de şart mıdır?
Bu bizim bu dünyada bilebildiğimiz kadar ile öyledir.
Evet şöyle bir hayatta olabilirdi!Hayvanlar yok!Hasatlık yok!Depremler yok!fırtınalar yok!Ölüm yok!Hayvanlar olamazdı daa... gözle göremediğimiz mikroorganizmalar yapardı eko düzeni,ılıman rüzgarla aşılama yapardı da meyveler her zaman verirdi!Şimdi ulaşabildiğimiz bilgiler ile bunlara olamaz diyemeyiz değil mi?
Bunca sonsuz  alemler yaratan Rabb'imiz yaratamazmıydı böyle bir hayatı.Denizin içinde yaratılmış alemler,karada yaşayan alemler ve kendi bedenimizde yaşayan alemler...
Sonsuz mükemmellikte Alim Allah'ımız her kusurdan,eksiklikten münezzehtir.Ve o her türlü yaratmayı bilir.
''De ki: «Onları ilk defa yaratan diriltir ve o yaratmanın her türlüsünü bilir.''
                                                                                          Yasin suresi 79 ayet
Peki Rabb'imiz neden hayvanları,fırtınaları,depremleri,yıldızları,hastalıkları,ölümü yarattı?
Sur üfleninceye kadar hiç kimsenin değiştiremeyeceği kitap olsun diye!
Kur'an surelerinin hiç birinin ismi tesadüf olarak verilmemiştir.
 İnsan bir metin yazarken metninde anlatmak istediği özü isim olarak metnine verir değil mi? Peki Yüce Allah'ın kelamının  surelerinde ki isimler anlamsız mıdır?

''Gerçek şu ki,Biz,cehennem için,kalpleri olup da gerçeği kavrayamayan,gözleri olup da göremeyen,kulakları olup da işitmeyen görünmez varlıklardan ve insanlardan çok canlar ayırmışızdır.Hayvan sürüsü gibidir bunlar;hayır hayır,doğru yolu kavramakta onlardan da aşağı:Körcesine dalıp gitmiş olanlar işte böyleleridir.''
                                                                                    Araf suresi 179 ayet     
Akleden kalp blogum da Kur'an-i bir bakış açısı ile kainat ayetlerinden okumaya çalıştıklarımı sizler ile paylaşmak istedim.
Allah'ın yarattığı insan fıtratından ne kadar uzaklaşırsak o kadar da hayvandan dahi aşağı olacağımız bir süreçtir.Fıtratımızı tertemiz etmek kendi elimize teslim edilmiştir, bu kemale erme ve imtihan sürecidir.Ne kadar Kur'an ve kevni ayetler ile hayatı düşünür akledersek o kadar takvaya,insan fıtratımıza yani özümüze kavuşuruz.
Rabb'imiz yüce yaratan Allah nefsimizin hangi hastalıklara,hangi kirlere bulaşabileceğini bildiği için bu kirleri,hastalıkları kainata ibret olarak yaymıştır.
Akleden her kalbe...
                                                                                  İkraEla

0 yorum:

Yorum Gönder