Perşembe, Mayıs 28, 2020 By: Oku Arz

Hadisler ile tefekkürlerim




"Resulullah (sav) buyurdular ki: "Sizden herkes, ihtiyaçlarının tamamını Rabbinden istesin, hatta kopan ayakkabı bağına varıncaya kadar istesin." (Ravi:Enes, HadisNo:1784) 🌷 🌷 hadisi izince, insanın kendini muhtaçsız görmesi doğru değil! Biz muhtaç yaratılan varlığız. Öyleki kainatta ki her zerrenin varlığına muhtacız. Ve isteme arzumuz verilmiş. Kısıtlı bir isteme değil bu alabildiğince yelpazesi geniş, katmerlenebilen, genişleyip, daralabilen bir isteme arzusu verilmiş. Diğer varlıkların sınırlı isteme arzusu vardır. Bir hayvana ne kadar sınırlar açılsa da onun isteyebilme özelliği sınırlıdır. En fazla isteyeceği, daha sevdiği yiyecekler, sevgi ve oyun olabilir. İnsana ise maddi manevi istemenin sınırları açıktır. Makamlara kavuşturuldukça isteme yelpazesi de şekillenir. Peki bu isteme arzusu sınırsız açılmıştırda yine de sınır yok mudur? O sınır dahi o sınırı isteyene açılır. Bu nedir? Helali isteyip, haram olanı istememektir. Helali isteyene arzuları helalinden açılır, haramı isteyene haram olanlar açılır. Haram olan arzular sınırsızmış gibi görünür, sanki başkalarına ait olan şeyler öyle çok öyle çok görünür ki haram olanı istemekten abes duymayınca başı dönecek kadar hırslanır ve fırsat kollar. Bu o kişiyi yanlıştan yanlışa, yalandan yalana, sahtekarlıktan sahtekarlığa sürükler. Her seferinde hile yolları bulur. Ve her yerden haram olan istekleri ona açılır. Helal isteyen için helaller azmış, sınırlıymış gibi görünür. Çünkü helal dairesinde hak, adalet vardır. Başkalarının mallarına onun izni olmadan el uzatmak yoktur. Yasak olana el uzatmak onun ayıp ve kusurlu hallerini ayuka çıkaran, bir dakikada huzur cennetinden kovduran cehennem yemeği gibidir. İnsanı insanlıktan çıkaran, hayvandan aşağı sapkın konuma düşüren bir pisliktir. Rabbimiz biz insanlara sınırsız seçebilme özelliği vermiştir. O özelliği de helal dairesinde kullanmamızı istemiştir. Heva ve hevesimize kapılıp harama yeltenmemizi önlemek için de bizi kitapları ile, peygamberleri ile uyarmıştır.



 "Hevâsını ilah edinen kimseyi gördün mü? Şimdi onun üzerine vekil sen mi olacaksın?" (Furkan suresi 43.ayet meali)

 Bu ayeti daha iyi anlayabilmemiz için "Hevâ nedir?" sorusunun cevabına bakmamız gerekir! Hevâya uymak demek, ne demektir? "Yani hiç heveslerimiz olmayacak mı? O halde hergün binlerce kötülüğün olduğu dünyada nasıl mutlu yaşayacağız? Her insan aynı rutinde yaşayabilir mi? Birşeyler yapmayan insan nasıl mutlu kalabilir, yaşam enerjisi olabilir? vs. "gibi sorular önümüze dizilebilir. Peki heva hevese kapılmak, herhangi muratlarımızın peşine düşmek midir? Hevâyı ilah edinmek nasıl olur?
 Yukardaki tefekkürümün devamı bu tefekkürüm, yukardaki sorulara cevap olacak uzun bir tefekkürüm oldu. Not defterime kayıtlı, iyice düşünüp, düzenleyip öyle yayınlamak istedim . O tefekkürden sonra bu 43.ayetin olduğu Furkan suresini tekrar okuyunca, muhteşem bir şekilde hevâyı ilah edinmenin ne ve nasıl olduğunu anladım. Ve bu muhteşem surenin (Tüm sureler muhteşemdir, hevamızı ilah edinmekten koruyan birer yıldızdır) içinde ümmetin Kur'an 'ı mehcur bırakması ile ilgili ayetin olması da öylesine değildir. İnşaallah diğer notlarım ile bu tefekkürümü devam edeceğim. Furkan suresini tekrar tekrar okuyarak....










Hangi havalardayız ? Havamız ne istiyor? Bu hava bize göre mi? Bugün hiç havamda değil miyim? Oyun havası var mı? Ya bu hava beni sıktı! Daha güzel hava yok mu? Böyle havamı olur ya? Bu hava beni bozar! Bu hava çok pis! A bu hava tam da bana göre! Bu havayı kapatın ya, daraldım! Bu havayı bozan birşey var! Bu hava sizi uçurur! İyi havalandınız az kaldı uçacaksınız! Bu hava yıkar! Bak kanatlandı havasını buldu! Biz sizin havanıza uymayız, siz de bizim havamıza uyacak değilsiniz! Bu hava bana göre değil! Havamı buldum, tam bana göre! Sizin canınızın çektiği hava var mı? Bu havada leş kokusu var, duyan yok mu? Bu hava uyuttu beni! Bu hava çekti beni! Korku havası var, aldın mı kokuyu, köpekler havlamakta! Hırsız mı var? Havamız mı battı? Havamız mı söndü? Havası kaça? Hadi o hava sana ağır, hava değişimi iyidir, şöyle açık, temiz hava! Temiz hava, hevâyı ilah edinilmeyen hava, nefsin emmareden kurtulduğu hava, mütmaine erdiği, rızaya yöneldiği hava, işte o temiz, arı, duru hava Kur'an ile alınır. Furkan olur o. Hâdî 'dir Allah temizlenip, arınmak isteyene, yalanlamayana, ciddiyet ile gelenlere o temiz hava ile gönüllere şifa verir.







Furkan suresi 43.ayette dikkatimi çeken nokta, Rabbimiz hevânız(arzunuz) olmasın demiyor,"... hevâsını (arzusunu) ilah edineni gördün mü?... " diyor. Yani arzu sahibi olmak değil, arzularımızı ilah etmek kınanıyor, yasaklanıyor. Bir insan örgü örmeyi, kitap okumayı vs. arzular, arzulaması da güzeldir, salih işlere nedendir. Fakat bu arzusunu hayatının merkezi yapar, diğer sorumluluklarını yapmaya engel olacak şekilde arzusunun peşinde koşarsa hayatı allak bullak olur. İnsan unutan, gevşeyen bir varlıktır. Arzuya tapınmak kendini arzunun ipine bağlayıp o nereye çekerse sürüklenmektir. Helal dairesinde arzularımızı yapmaya çalışmak kurtuluştur. İnsanı hem kendine zulümden korur hem diğer tüm yaratılmışlara. Helal dairesinde arzularımızı yapmak hakkı adaleti yapmaktır. Sorumluluklarımızı bilerek, başkalarının hakkını yemeden salih işler yapmaktır. Heva ve heveslerine tapınmayan hevesleri ile uğraşırken sorumlu olduğu şeyleri ihmal etmez herşeyi yerli yerinde yapar. Hevesleri bakar ki başkalarına zarar veren birşey hemen ondan vaz geçer. En basiti hevesi yüksek ses ile müzik dinlemek, fakat ortam müsait değil, başkalarına rahatsızlık verecek, hemen hevesine tapıcı olmadığı için o yüksek sesi kısar. Bile bile hevesini yaşamaya devam etmez. Kerim kitabımız Kur'an 'ı okurken dahi içimizden sesimizi yükselterek okuma hissi geliyor. Bu hoşnut olduğumuz hisse uymamız da heva ve heves oluyor. Kur'an' ı anlamı ile okuyan bir müslüman öyle bir hevese kapılınca hemen "Kur'an'ı kendimiz duyacak kadar ses ile okumamız gerektiğini anlatan ayeti hatırlıyor ve Rabbinin sınırlarında kalarak ayetin sorumluluğunu yerine getiriyor. Tüm ibadetlerimiz Rabbimizin bizi korumasıdır da. İbadetlerimiz ile uyanık kalırız. Bizi heva heveslerimize tapınmaktan koruyan kalkanlardır. Namaz beş vakit dünyaya kapıldığımız yerde bizi tutar, bizi doğruyu hatırlatır. Tabiki ciddiye alınmış namaz. Anlayarak ve yaşamak istenerek okunan Kur'an bizi nefsimizin elinden kurtaran iptir. Nefsimizin bizi çekiştirdiğinde, ona tutununca bizi doğrultur doğruya götürür.









3-"(İnkâr edenler), Allah’ı bırakıp hiçbir şey yaratmayan ve zaten kendileri yaratılmış olan, üstelik kendilerine fayda ve zararları dokunmayan, öldürmeye, yaşatmaya ve ölüleri diriltip kabirden çıkarmaya güçleri yetmeyen ilâhlar edindiler." 4-"İnkâr edenler, “Bu Kur’an, Muhammed’in uydurduğu bir yalandan başka bir şey değildir. Başka bir topluluk da bu konuda ona yardım etmiştir” dediler. Böylece onlar haksız ve asılsız bir söz uydurdular. " 5 - “(Bu Kur’an, başkalarından) yazıp aldığı öncekilere ait efsanelerdir. Bunlar ona sabah akşam okunmaktadır” dediler. 6 - (Ey Muhammed!) De ki: “O kitabı göklerin ve yerin sırrını bilen indirmiştir. Şüphesiz O, bağışlayandır, çok merhamet edendir.” 7 - Dediler ki: “Bu ne biçim peygamber ki yemek yer, çarşıda pazarda dolaşır. Ona bir melek indirilseydi de, bu onunla beraber bir uyarıcı olsaydı ya!” Furkan suresi Hevası ile konuşan bir kavim, kendi içlerinden nefsi olan bir insanın peygamber olmasına inanamıyor. Evet kendileri gibi yiyip içen, çarşılarda dolaşan bir insanın peygamber olmasına inanamıyor. Evet peygamberlerin de nefsi var, arzuları var ama onlar her tür günahtan arınmışlar! Bu nasıl olabilir, sonuçta insanlar değil mi? İnsan hata yapabilir olandır değil mi? Çünkü nefsi var, heva sahibi! Peki neden peygamberler korunuyor? Ve sure inkar eden hevasını ilah eden kavimlerin helakını haber veriyor. Konu çok açık aslında hevayı ilah edinmek korunmamanın, günah işlemenin ve sonuçta azaba ve sapkınlığa gitmenin baş nedeni! İşte o ateşe sürüklenenler her rahmete set olacak engeli kendi elleriyle yapıyorlar. İki denizin birbirine karışmaması gibi rahmetten uzak kalıyorlar. Evet aralarında bir engel var, o engel kalkmadıkça kavuşma olamayacak. İşte o engel hevalarını ilah edinmeleridir. 30.ayette peygamberin (s.a.v)şikayeti vardır. 30.ayetten sonra daha önceki kavimlerin ayetleri ve paygamberleri yalanlamaları ile uğradıkları azaplar hatırlatılır. Evet Kur'an ile aralarına hevaları yüzünden mesafe koyanların yaptıkları işler boşa gidecek, rahmeti kendi elleri ile engel olmuş olacak hali ile azap içinde olacaklardır.






Gün ışığı içinde gözü kapalı yaşamak ne kadar azap ise Kur'an 'a göz kapamak o kadar azaptır. İşte kurulu saat, tavaf mükemmel, gölge buna şahit saat, dakika, saniye, salise... Akrep duruyor gibi yelkovan koşuyor gibi kendine verilen eceli tamamlamakta... Duruyor gibi olanı akmakta olan hareket ettiriyor. Ve İşte herşeyin son saati var. Gün sonunda bu çark kendini açık eder. Yelkovan akrebi sürükler. Bak nice kavimler duruyordu, akıp giderken her salise, gece de dinlenirken gündüz de hevalarına sımsıkı yapışmışken ! Hevalarına tapınmak bu dünyada ebedi etmedi onları, hatta taşa suretler vermişken taş da ibretlik kaldı, kendine dahi faydası olamadı, Rabbi onu toprak etmedikçe! Güneşin etrafında yelkovan gibi hızla dönen dünya, Kur'an'ın nurundan kopmayan insana benzer. O nura bağlı kaldıkça nefsi rızaya erer, ruhu maviye... Bize Kur'an ile göz aydınlığı veren Rabbimize şükürler olsun. Baki et ya Rabbi, nimetini üzerimizde tamamla, bizi nurları ile uyananlar saffına al. Âmin, ya Muin Hû.
#furkan #furkansuresi #Kuran #Saat #Gölge #Bandırma

@ikraela



0 yorum:

Yorum Gönderme