Cuma, Eylül 30, 2016 By: İkra Ela

Külkedisi saat on ikiye az kaldı!



Bir ayakkabı firmasının yaptırmış olduğu reklam üzerine içimde birikmiş onca söz zihnime akın etti.Söz yerinde durmaz yağar,yağacak yer arar.Hak olsun Hak yağsın...
Sabah sabah sosyal medyada:
"güzel bir ayakkabının bahtımızı açacağını külkedisi fısıldamıştı" sözünü okuyunca ah yaralarım depreşti.Ayağımı sıkan,vuran ne kadar ayakkabı var ise reklamı yapanlara fırlatasım geldi...
Yok yok yapmam öyle bir şey,edebim uymaz!:))Fakat biraz dolu ile karışık yağayım dedim.
Ayakkabı firmasının tweetine muhteşem bakış açısı ile yorum yapan yazar ağabeyimin yorumu ise benim zihnime başka bir ışık açtı.
O tweet:
"ayakkabı büyünün bozulmayan parçası olmuştur her daim...benden hatırlatması..."
Çocukluğumuzda okuduğumuz gibi kendi çocuklarımıza da yüzlerce okuduğumuz halde Külkedisi masalında fark edemediğimiz bir ayrıntı,muhteşem bir ayrıntı.Sınavlarda en zeki öğrencinin çözebildiği sorular gibi...
Evet saat on ikiyi bulunca her şey eski haline dönüyor da o aynı,parlak güzelliğinde duruyor?
O kadar söz zihnime yağmaya başladı ki yüzlerce tweete neden olacak şekilde.Çatlayan başıma bir ilaç alıp çayımı da yudumlarken içimde ne kadar birikmiş sözler var ise blogumda yazmaya karar verdim.
Aynı firmanın ikinci tweetinde ise kadını kendi nefsi arzularına göre bir kalıba koyan batının dar,vuran,sıkan gösterişli balon gibi şişirip birden bire söndüren ne kadar batıl,batan yanı var ise gördüm.
"bir kadın asla yeni bir ayakkabı daha istemiyorum demez"
Topuklu,süslü püslü uçuk kaçık,tabiata asla uymayan batının lağım sokaklarında süslü zenginlikten şımarmış kadınlarının etekleri kirlenmesin diye icat edilmiş çirkin ayakkabılar.
Evet tam da kül kedisi masalı:
Evet hanımlar ne kadar güzel ve gösterişli olursanız sizi beyaz atlı prensler saraylarda bekler.Elinizden geldiğince maske yapın.Kim bakar çalışan kül içinde ki kediye...sen çok muhteşemsin aslında elini yüzünü bir yıka görecekler gerçek yüzünü!
El yüz yıkamaya teşvik etmek güzeldir,fakat çalışan kirlenir,onun içindir zaten bize aptest!,
Ah batının batan yüzü,bir doğan güneşe bakıp da doğsaydın.Ne yazık ki hepimizi o gözboyacılığına inandırdılar.Hayaller kurduk.En güzel biz olalım diye,bizi en sevecek olanı bulalım diye.Ne yazık ki ne kadar can ziyan oldu gitti!mi?Bilmiyoruz!Çoğu saat on ikiden sonra yine külkedisi,evini barkını temizledi günde beş vakit aptest almasını da bildi.Karşıdan görenler onu Külkedisi zannetti.Yok o biliyordu Rabbini o sadece Rabbi için hak olan yolda hizmet etti.Allah için nasırlanmış eller Allah'a adanmıştır ve saygıya onlar layıktır.Ve onlar kuldan bir şey beklemez...saygıyı da...
Neyse yine coştum...biraz yine yavaş yağayım.
Bir:Çocuklarımdan özür dilemiştim onlar büyürken batının batan gözboyacı masallarını onlara okuduğum için.Batının batan masalları hiç okunmamalı değil,batının batan masalları çocuklarımız yeterli bilince kavuştukları vakit okunmalı ki batının batan gözboyacalığını fark etsin.Bilinici açık olmayan daha çok nefsi ile hareket eden çocuk ne bilsin batının batan gözboyacılığını.Hatta yüksek öğretimde 'Batının Batan Gözboyacılığı'diye bir bölüm olmalı ve ne kadar küçük büyük kitapları var ise incelenmeli ve ona göre çocuklarımızın okuma seviyeleri ayrılmalı.

İki:Daha altılı yaşlarındaydım kırmızı rugan ayakkabım gittiğimiz umumi bir yerde çalındı,yerine eski bir naylon terlik  ile eve geldim.Onu da ağlayarak yan komşunun bahçesine fırlattım.
Sekiz yaşımda turuncu muhteşem ayakkabım da bir hırsız tarafından çalındı.Teyzem hırsızı yakaladı ve ellerinden aldı ayakkabımı.Ne sevinmiştiiiim!Hırsızdan da nefret etmiştim.
Sonra otuzlu yaşlarımda akraba ziyaretinde iken balköpüğü renginde yeni aldığım ayakkabılarım yine bir hırsız  tarafından kaçırılmaz mı!Bunu da  apartman sorumlusu görüp kovalayıp elinden almaz mı?
Güler misin  ağlar mısın bu işlere?Çocukken giydiğim ayakkabılar parlak ve güzeldi ama sonraki kaliteli bile değildi.Güldüm...
Parlak olan eşyalar belayı da çekiyordu,anladım...
Her ne ise bu reklamcılar akıllarını başlarına alması gerek,nefse hitap eden,şehveti uyandıran Züleyhaca batıl,batan işlerden vazgeçmeliler.Kapıları kilitleyip bana gel çığlığından vazgeçmeliler.Bak dünya kıtlıkta,çığlık her yerde,nasıl uyuyorlar ki bunca çocuk naylon papuç giyecek ayaklarını dahi kaybederken hı soruyorum? Yeter!
Ey İslam alemi çıkarın ayakkabılarınızı yeter!Allah'ın vadisene koşun,huzur orada... Onun huzurunda!...
Ey reklamcılarımız!Akla hitap edin,kalbe hitap edin fakat nefse değil!Vallahi yanacağız hep beraber.Doğru olanı gösterin hakikat olanı yapın.Ey firmalar moda diye her sene ürettiğiniz ürünlerin kalitelisini pahalıya satarak sınıf farkına destek olduğunuzun farkında mısınız?
Tabi zengin şımarık kesim "Biz onlar ile nasıl aynı oluruz?"arzusuna cevap veriyorsunuz.
Hem parlak bir hayata özendiriyor,gösteriyorsunuz,o papuçu giydiriyorsunuz,sonra bilerek tekrar o parlak hayatı söndürüyorsunuz.Bilerek sadece yine nefsi kalsın diye o parlak olanı gösteriyorsunuz.Kötü huylu olan kardeşlerin parlak ortam ve kıyafetlerle parlayamaması da ayrı konu...!!!
Saraylarda ki şımarık kesimlerin hayatına özendirmek için de ne olur nasır tutmuş ellere külkedisi masalı okumayın! O şaşalı hayatlar en mutsuz hayatlardır.Parlar ve sönerler.Baki olan sadece daim Baki olanın huzurundadır.
Batı mı?O batan batıl olan her şeyin adıdır. Biz batan,kaybolan ve sönen şeyleri sevmeyiz...
Batılın yaptığı da budur...
                                     ikra ela















0 yorum:

Yorum Gönder