Cumartesi, Ekim 11, 2014 By: İkra Ela

Topraktan yaradılış,Kendini Bulma

                           

                                 TOPRAK  İNSAN
                                                         
‘’Ey insanlar! Öldükten sonra dirileceğinizden kuşku duyuyorsanız şunu unutmayınız ki, biz sizi topraktan, sonra nutfeden, sonra alakadan, sonra belli belirsiz et parçasından yarattık ki size (kudretimizi) açıkça gösterelim. Ve biz dilediğimizin rahimlerde belirli bir vakte kadar kalmasını sağlarız, sonra sizi bebek olarak çıkarırız ki daha sonra yetişkinlik çağınıza erişesiniz. İçinizden kimi erken vefat ettirilirken kimi de önceden bildiklerini bilmez hale gelinceye kadar ömrün en düşkün çağına eriştirilir. Öte yandan yeryüzünü kupkuru ve cansız görürsünüz; üzerine yağmur indirdiğimizde ise (bir de bakarsın) canlanıp kabarır ve her cinsten nefis bitkiler çıkarır.’’
                       Hac suresi 5.ayet  
      
‘’Allah nezdinde İsa'nın durumu Âdem'in durumu gibidir. Onu topraktan var etti; sonra ona "ol" dedi ve oluverdi.’’
                     A'Lİ İMRAN suresi 59.ayet


’’ Kendileri ile huzur bulasınız diye sizin için türünüzden eşler yaratması ve aranızda bir sevgi ve merhamet var etmesi de onun (varlığının ve kudretinin) delillerindendir. Şüphesiz bunda düşünen bir toplum için elbette ibretler vardır’
                              RUM suresi.21.ayet


  Toprak hakkın da en çok, toprakla uğraşanlar konuşabilir değil mi? Onun su ile buluştuğun da güzelleşmesini, mis kokular yaymasını en çok onlar bilirler. Toprağa ne kadar nazik bakarsan, taşını ayırırsan, gübresini zamanında verirsen, yani kıssaca toprağın hakkı ne ise yaparsan onun nasıl bereketler verdiğini de çok iyi bilirler.
   Toprağı da ancak toprak en güzel anlatabilir değil mi?İblis kendini üstün görmekten toprağın içindeki rahmeti anlayamamış hor görmüş, aşağılamış ve Allah’ın ‘’ insana secde et’’, emrine boyun eğmemiştir. Gerçek kulluğun da kayıtsız şartsız teslim olmak olduğunu anlamamıştır.
Topraktan yaratılan ve toprak olunca, insan olan toprak neler anlatıyor ?Topraktan aldığım ibretleri anlatmaya çalışacağım.
                                                                     
Ah toprak yüzyıllardır nelere tanıklık etti. Neleri bağrına aldı, bazen aşağılandı, bazen horlandı. Bazıları tarafından küçük görüldü.Toprak rahmetle buluşsa meyve verecekti hal bu ki...
     O topraklar için yüzyıllardır ne kanlar aktı, paylaşılamadı. Birinin gözü öbürünün toprağın da kaldı. O toprak çok güzelmiş, bu toprak kurakmış, şu toprak ta zengin madenler varmış.
   Erkek de kadın da topraktan yaratılmıştır. Yani ikisinde de topraklık vardır. Kadında erkekten daha çok topraklık vardır. İçinde tohum olmayı bekleyen yumurtayı saklar.
Ve o yumurta canında ki toprağa ekilir. Ekilen yumurta, erkek tarafından aşılanırsa tohum oluşur.
   Ve yeni bir can oluşmaya başlar. Erkekte de topraklık vardır ama onda aşılamak baskındır.
Kadın da topraklık çoktur ama o da içinde yumurta barındırır. Yumurta istenildiğinde çok naziktir hemen kırılabilir. Ama sıra, sıra dizdiğinde tepe kısmına istediğin kadar yük koy,içinden birkaçı hariç kırılmaz. O kadar dayanıklı ve o kadar da hassastır yani.
 Kadın topraklarımız yani analarımız, kızlarımız yüzyıllardır güzelliğine değer verilen kadınlarımız, hor görülen, aşağılanan, kınanan kadınlarımız dövüldü, vuruldu, hırpalandı.
Acılara, yokluklara maruz bırakıldı. Kızgın kumlara namus korkusundan gömüldü.
Kıskançlıktan kuyulara atıldı. Cahil bırakıldı, kadınsın ne anlarsın denildi. İftiralara uğradı.

’’ İffetli ve (haklarında uydurulan kötülüklerden) habersiz mümin kadınlara zina isnat edenler, gerçekten dünya ve ahrette lanetlenmişlerdir. İşlemiş oldukları günahtan dolayı dillerinin, ellerinin ve ayaklarının kendi aleyhlerine şahitlik edecekleri günde onlara çok büyük bir azap vardır.’’
                                                                                                                 NUR suresi.23.24.ayet

  Sevgili peygamberimiz Hz Muhammed(s.a.v.)’in kadınlara karşı şefkatini, nezaketini
saygısını yüzyıllardır daha anlayamadık.


Aydınlık rahmeti demek Güneş,hayat, Nur ve Kur’an demektir.
Can ve temizlik rahmeti ise Su, hayat, nefes, nefsin temizlenme, parlama yolları demektir.

Toprak olan o kadının bağrında canlar oluşması için biraz güneş’e(aydınlık rahmetine) ve suya (can ve temizlik rahmetine) ihtiyacı olduğunu bizler fark edemedik.


Onu toprağı(kadını) sudan(can ve temizlik rahmetinden) ayırdılar, çöl oldu. Tepesine güneş(aydınlık rahmeti)bile vursa o susuzluktan(rahmet yokluğundan) hiçbir şeyi göremez oldu. Çoraklaştı, çatladı, kızgın ve mutsuzdu. Bağrında kertenkeleler, kaktüsler yetiştirdi. Üzerin de suya kanmak bilmeyen develer ve inatçı keçiler gezdirdi.
O toprağı(kadını) güneşten(aydınlık,nur rahmetinden)  mahrum ettiler. O kutuplar gibi buz oldu.
O Bağrındakileri büyütemedi, rahmet bazen kar oldu yağdı, bazen de yağmur gibi gözyaşlarını içine bağrına akıttı. Bazen dolu yağdı üzerine döver gibi. Sır gibi sakladı bünyesindekileri, açamadı. O yine kadın sıcaklık bekledi. O sıcaklık görse kardelenlerini açacaktı. O kendindeki dikeni de sevdi.

Toprağı bataklık ettiler, rahmeti içine çekemiyor artık, beton gibi oldu, istilacı yarasalar yüzünden. Timsahlar, sinekler, yarasalar geziyor artık bataklıkta. İyice bataklık olan (kadın)  battıkça batıyor. O bataklıklar ancak yüksek ağaçlarla kurur. 

O toprağı (kadını) hem sudan(can ve temizlik rahmetinden) hem de güneş(aydınlık ,nur rahmetinden)den ayırınca ne olur? Tabiî ki mağara, orada yarasalar yaşar.
                                                                 
   Çöl olan (toprağa)kadına yeniden biraz su (can ve temizlik rahmeti) götürsen o yeniden canlanacak Bağrında tadına doyulmaz meyveler yetiştirecek, Develer yerine atlar koşacak üzerin de. Kaktüsleri de dünyanın en güzel çiçeklerini açacak.
                                                                                                                                     
    O buz tutan toprağa(kadına)biraz güneş(aydınlık rahmeti)verseler o buzunu, kar’ını 
Eritip yeşerecek, elinden gelen gayreti yapacak güllerin içinde dikenleri de kabul edecekti
Anlayamadık.

Toprak iyiyi kötüden ayırır, kömürü elmas yapabilecek kabiliyet vardır on da. Vericidir hep,iyi analiz eder, bağrındakileri korur,kötülüğü iyiliğe çevirir, vakti gelinceye kadar sabırlıdır, filizleri açtırır.

   Erkekte ilk özlerini topraktan aldığı için topraktır. 
Yani güneşi( aydınlık rahmeti) olur da sudan(can ve temizlik rahmetinden) ayrılırsa o erkek toprak çöl olur, Sadece su(can ve temizlik rahmeti) var ama güneş (aydınlık rahmeti) yoksa kutup olur, her ikisinden de ayrılınca mağara olur. Erkek toprağı da her türlü çirkefe batırırsan aynen bataklık olur. Çırpınsa da kurtulması çok zordur. Ancak batağa batmış erkek toprağı da,  hem güneşi(aydınlık rahmetini) hem de suyu( can ve temizlik rahmetini) içine çekmiş, bir toprak(insan)el uzatarak kurtarır.
Erkekte aşılama özelliği vardır. Bu özelliği kendinde daha çok benimserse ne olur? Aşı ne demektir?
Aşı kendinde ki bilgileri bir başka yere bildirme, öğretme, aktarmadır. Erkek toprakta toprak olmayı hiçe sayar ben sırf aşı olacağım derse, nefsine ve şeytana köle olması başlar.
  Nefsi ve şeytan onun bütün bedenine hükmeder. Kendi de farkın da olmadan o nefsin ve şeytanın kölesi olur.
   Ailesine, çevresine, topluma hükmetmek ister. Kendin deki bilgilerin kayıtsız şartsız doğru olduğunu inatla düşünür. Kendin de ki bilgileri herkese aşılamak ister. Fos mu, çürük mü, batıl mı, dayanaksız mı demez, araştırmaz. Kendince doğrularının başkalarına zarar verir mi vermez mi düşünmez. Kendi emrinin altındakilere hükmeder, gerekirse zorla yapar bazen de önlerine kafese koyulmuş kuş misali yem atar;’’Benim dediğimi yapacaksın, benim istediğim zaman öteceksin, beni gerekirse eğlendireceksin, önündekine de razı ol bunu bulamayan var ’’der. Sinsice onu kullanır ve istediği zamanda onun tüylerini yolar, kafasını keser, onu pişirerek bir lokmada yer. O tüy o canın nefsidir, o kafa aklıdır, pişmesi ya olgunlaşmasıdır ya da arsızlaşması. Kafesteki her cana atılan yem bunları söyler.
   Erkek toprağın sadece aşılık yönü daha bebekliğinden itibaren, anne, babasından ve  çevresinden belleğine, kişiliğine iyice oturtulmuş ise o çocuk kendini hep aşı zannedecek,ve küçük aşılar büyük aşılara karışıp sert rüzgârlara sebep olacak.
   Erkek toprak, hem topraklığı kabul etse ve aşı yanını da hayra kullanırsa ne güzellikler yapar. Kendin deki topraklık bilgilerini ortaya çıkarıp etrafındakilere de ılıman rahatlatıcı rüzgârlarla aşılarını saçacak, en güzel meyvelerin olmasını sağlayacak. Hüküm konumun da olunca adaletle hüküm edecek.

Erkek toprakta bir miktar yumurta yanı vardır. Bu erkeği bebeklikten itibaren yetiştirenler o erkeği bir yumurta gibi korurlarsa o erkek toprak ta, yumurta olma yanı baskın çıkabilir. Ve o erkek, kadın gibi hareket etmeye başlar.
Kadın toprak yumurta yönünü benimserse ne olur? 
  Kadın da yumurta vardır ve aşılanan tohumu bağrında büyütür. Yani kadın da yumurta özellikleri ve tohumuna bağlılık vardır. O tohum kendinden ayrılsa da O ona tutkundur. Kadın toprak, toprak olmayı kabul etmez ise sadece yumurta olursa, önce kişiliği gider, şeytanın ve nefsinin kucağına düşer, sonra sadece yemek için kullanılan nefs aracı olur. Çok kırılgan olmasına rağmen üzerine ne kadar yük binerse binsin farkına 
varamaz. Kadın toprak,  sadece yumurta özelliği ile kendin de yetiştirdiği tohuma da sahip çıkamaz. Tohumuna toprağın yeteneklerini öğretemez, çünkü kendi de toprak olmanın ne olduğunu bilemez. Analiz edemez, hakkı batıldan ayıramaz, Bağrında ki kömürleri elmas yapamaz, altınlarını, yakutlarını ortaya çıkaramaz
 Kadın toprak olmayı kabul etse o yumurta, kendindeki madenlere tohum olacak Renk, renk çiçekler açacak. Kırılganlığını toprak sağlamlaştıracak. Üzerine de gereğinden fazla yük binemeyecek. Toprak oldukça içindeki cevherler ortaya çıkacak.
   Kadın toprak yumurtasın da kendi neslinin bilgileri olduğu ve bu bilgileri aktarma yeteneği olduğundan bir miktar aşılık yönü vardır. Kadın toprak da erkek toprak gibi topraklık yönünü özümsemezse, Kadın toprakta da hükmetme kişiliği oluşur.
  Kendince doğrular oluşturur, herkesi idaresi altına almaya çalışır. Tek doğru kendi sözüdür. Bunun dışına çıkıldı mı büyük kargaşalar çıkar. Tohumu kendisi için çok kıymetlidir ve kendi sözünden çıkamaz. Tohum (evladı)topraktan yaratıldığını anlar ve toprak olmaya karar verir ise annesinin baskısından kurtulur. Kendi öz iradesiyle kendin deki cevherleri çıkartır. 
Karı koca anlaşmazlıkları da aslında insanın kendi seçiminden ileri gelir. Fakat aşı yönü, yumurta yönü ve toprak yönün hangisinin insanda baskın olduğu hakkı batıldan ayıramayanlar için anlaşılması zordur. Bir de kendinin dahi hangi yönün baskın olduğunu bilemeyen karşısındakini hiç bilemez.
  Toprak insan, yumurta insan, aşı insanların birlikteliğinden nasıl bir tablo oluşuyor bakalım:

1-Toprak kadın ve toprak erkek, güneş(nur) ve rahmet gıdalarını da alarak baskın yönlerini de hayra kullanarak dünya ahret mutlu olur.
2-Aşı ve aşı asla idare edemez. Çünkü ikisi de birbirine hükmeder.
3-Yumurta, aşı ile beraber ise, yumurta kendinin farkına varamaz. Asalak olur.
Aşıda yumurta bozuluncaya(çirkinleşinceye) kadar kullanır. Sonra atar. Yumurta aşının yanında toprak olmaya biraz azmederse hayatı aşının yanında çok zor geçse de o istikrarından vazgeçmezse toprak olur ve aş olmaktan kurtulur, kendinde ki hazineler gün yüzüne çıkar.
4-Toprak ve yumurta bir araya gelince. Toprak yumurtayı idare eder. Onu merhametle sarar. 
Yumurta toprağın, toprak olmanın farkına varır ise toprak olma yoluna girer. Farkına da varamaz ise sadece bir aş olur.
5-Toprak ve aşı bir araya gelirse. Toprak aşının haddini aşan hak ve batılı ayıramayan isteklerine boyun eğmez. Düzeltmeye çabalar. Düzelmezse gerekirse ayrılır ve ya sabır ile onunda toprak olmasını bekler.

     Erkek toprak ve kadın toprak tohumlarını büyütürken, ona gerekli suyu(rahmeti),güneşi(nur) ve vitamin ve minareleri veremez ise o tohum açamaz. Helak olur.
                                                                                                                                                  
   Toprak insan, istilacılar yüzünden ne aydınlık rahmetinin farkına vardı. Ne de can ve temizlik rahmetinin, küstü her şeyden‘’Ne olursa olsun yiyin bitirin beni’’ dedi.
Hal bu ki ona bir el uzansa  kalbindeki hasarları tamir etseler, taşlaşmış kabuğunu atsa o zaman sıcaklık da fayda verecek Rahmetle bağrında ki filizlerini açacak.
   Hem sudan(can ve temizlik rahmetinden) hem de güneşten (aydınlık rahmetinden)ayrılan toprak nasıl hayat bulmalı?
                                                                                                                                          
Mağaranın kapısı açılmalı, buz gibi o mağaraya ışık(nur, sıcaklık) girmeli, O zaman, mağaradan yarasalar uzaklaşır, pınarlar kaynar, orada yeni filizler oluşur.
Mağara olan toprak su ile buluşunca yeniden yavaş, yavaş ufalanır da toprak olur.
                                                                     
Hem suyu(can ve temizlik rahmetini), hem de güneş’i(aydınlık rahmetini) bağrına alan toprak, toprağına(eşine) en güzel verimli dağ olur. Eşin de su(can ve temizlik rahmeti) ve güneş(aydınlık rahmeti) var ise o dağda kökleşir dalını budağını çoğaltır, can olur. Hem kendini güçlendirir, hem de çevresini.

   Benlik davasına düşmüş toprak zamanla, su(can ve temizlik rahmeti) kendine aşikâr olsa, güneş(aydınlık rahmeti) de kendisine vursa da, o nefsini büyük görmekten kendini zirvelerden yalçın kaya yapar. Ne kadar da zirvede olsa o bağrın da hiçbir tohum büyütemez.
Kayaların arasın da kaynaklar fışkırsa fark edemez. O kendin de coşkun sular barındırır. Sellere sebep olur suyu bağrına çekemediğinden. Yakar, yıkar, yok eder. O kaya bağrın da saklanan rahmetleri anlasa(,saflık, duruluk, kaynak, bereket),özünün toprak olduğunu biraz anlasa, suyu (can ve temizlik rahmetini)içine çekebilmek için, Allah korkusundan yerlerde yuvarlanacak. Benlikten kurtulup, rahmete daldığın da, temizlenip arındığında can olacak. Güneşin(Aydınlık rahmetinin)farkına varır ise o yalçın kaya(insan)derin bir pişmanlık duyar..Ancak toprak olarak kurtulabileceğini anlar.



Kayalık(nefsin  benlik tutkusu)’dan kurtulmak için kendi kendisini parçalarcasına gayrete girmesi gerekir ki un ufak olsun, yani toprak!.Suyu bağrına çekebilsin de filizlerini ortaya çıkarta bilsin.
 İradesi elin de olan nefsin kendini beğenmesi, büyüklenmesi, yaptığını gösteriş için yapması benliktir. Benlik eline geçen her tür nimetin, güzelliğin kendinden kaynaklandığını zannetmektir. Kendi gibi olmayanları küçümseme, kendini de yüce dağlar gibi görmektir.
Benlik sahipleri rahmetin bolluğunu da bir türlü fark edemezler. Kendi ellerinde olan az ve ya çok nimeti de, ellerin den gidecek diye korkarlar. Verdiklerinde de ancak gösteriş yaparlar. Yaptıkları sadece gösteriş olduğu için ondan hiçbir rahmette kazanamazlar.
‘’Sonra bunun ardından kalpleriniz yine katılaştı, taş gibi; hatta daha katı oldu. Çünkü taş vardır ki, içinden ırmaklar fışkırır. Taş vardır ki yarılır da içinden sular çıkar. Taş da vardır ki, Allah korkusuyla (yerinden kopup) düşer. Allah yaptıklarınızdan hiçbir zaman habersiz değildir.’’
  ‘’Ey iman edenler! Allah’a ve ahiret gününe inanmadığı halde insanlara gösteriş olsun diye malını harcayan kimse gibi, sadakalarınızı başa kakmak ve gönül kırmak suretiyle boşa çıkarmayın. Böylesinin durumu, üzerinde biraz toprak bulunan ve maruz kaldığı şiddetli yağmurun kendisini çıplak bıraktığı bir kayanın durumu gibidir. Onlar kazandıklarından hiçbir şey elde edemezler. Allah kâfirler topluluğunu hidayete erdirmez.’’ 
                     BAKARA Suresi. 74.264.. ayeti
                                                                                  
Kadın ve erkeğin fiziki ve manevi olarak farklı yaratılmasında büyük hikmetler vardır. Bu Allah’a hamd sebeplerinden de birisidir. Allah’ın bizleri çiftlerden yaratması iki zıt kutubu da ifade eder ki bu çok önemlidir. İnsana verilenlerde ve verilmeyenler de büyük hayır vardır.
 Erkeğin dik duruşu, güçlü otoriter yapısı, ailesi için kendini feda edercesine cesareti, evini geçindirme ile ilgili sorumlulukları toplumun çekirdek ailesi için çok önemlidir. Bu ayrı zaman da Rabbimizin erkek cinsine verdiği bir nimettir. Bu nimet onun üstünlüğünü ifade etmez ve kendisini beğenmesi için bir sebep de değildir o onun için bir ayrıcalık da değildir. Bilakis bu nimetlerden hesap günü sorgulanacaktır. Adeta ‘’Seni bir erkek olarak yarattım, sana güç ve olanaklar verdim. Peki, sen bu nimetlerin hakkını verdin mi? Yoksa o nimetlere kendini layık gördün de hem kendini hem de çevrendekilerini zulme mi maruz bıraktın.’’denilebilir.
 Olanaklar verilmiş olanlar her zaman çaresizlerden sorumludur.

 Kadın isen genelde daha duygusal, kırılgan ve gücü kısıtlı yanları ile erkekten farklı görülür. Aslında bu nimettir düşünürsek. Çünkü kadın erkeğinin aşırı güç göstermesini dengeleyecek donanımdadır. Erkek de kadınının aşırı duygusallığını dengeleyecek donanımdadır. İkisi de birbirini bu yönlerini tamamlar, örter, kuvvet verir. Tabi ki bu fıtri hallerini bozmayan çiftler için geçerlidir ve yukarı da anlattığım gibi aşılık yönünü ve yumurta yönünü baskın çıkarmayanlar için geçerlidir. 
Kadında ki verilmeyenlerin dışında verilenlerde vardır. Tabi ki kadında bu verilen nimetlerden dolayı üstün değildir. Bilakis bu nimetlerden sorgulanacaktır. Kadına verilen en güzel nimet anneliktir. Kendi içinde bir canı taşımaya şahit olmak Allah’ın Kevni ayetlerine işaretler taşır. Kadın bir anne iken ne kadar dengeli olursa o kadar o nimetin hakkını verir. Kendi bağrın da yetişen o tohumun dünyaya geldiğinde fos ve çürük olmaması için elinden geleni yapması boynun borcudur. Baba da bu sorumluluğun dışın da değildir. 
 Kadında kendindeki donanımlar ile üstünlük göstermeye çalışır ve çevresine zulüm eder ise o da hem kendine zulüm etmiş olur hem de çevresine.
Kadın parlayacak bir kıvılcımı söndürebilecek basiretle yaratılmıştır. Bu kadında fıtri olarak vardır. Fakat toprak gibi olan kadında bu öz yüze çıkar. O gerektiğinde erkeğinin parlayan kıvılcımını söndürür, bu söndürme ile belki de büyük afetlerden erkeğini, ailesini, hatta toplumu koruyabilir.
Toprak gibi olmayan kadın ise bu kendine verilmiş yeteneği fark edebilir fakat nefsi baskın çıktığından bir dişi örümcek gibi erkeğini sinsice yiyen haline gelebilir. Hatta örümcek gibi her köşe başına bir ağ örebilir. Yetiştirdiklerini de kendi gibi örümcek eder.

 Kadın ve erkek kendi fıtri yanlarını örterek ,erkek kadın gibi olmaya başlarsa, kadında erkek gibi hareket etmeye başlarsa kendi fıtratlarına ihanet etmiş olurlar. Böylece kendilerini olduklarından farklı gösterme çabaları kendilerine bir batak olur hatta bunlara özenenleri de bu batağa çekerler. Kişinin hem kendine zulmüdür bu hem de çevresine.

Büyük son saat gelmeden ,kendi son saatimiz gelince geri dönülmeyecek yola girdiğimiz zaman pişmanlıklar derin olabilecek.
''Ah ne olaydı.ben bir toprak olaydım''pişmanlığı taşımadan yüzleşebilmek için yüzleşmede TOPRAK OLMAYA.TOPRAK İLE ADAM OLMAYA ,ADEM OLMAYA...


''Biz sizi yakın bir azap ile uyardık. O gün kişi ellerinin ne takdim ettiğine bakacak ve kâfir diyecek ki: «Ah ne olaydı, ben bir toprak olaydım.''
Nebe suresi 40.ayet

                                                                                    İKRAELA@ElaIKRA



0 yorum:

Yorum Gönder