Cuma, Mayıs 26, 2017 By: İkra Ela

Kur'an öyle muhteşem ki ağaçlar altında sular akan cennetler gibi

Kur'an öyle muhteşem ki ağaç altında sular akan cennetler gibi...
Hep özlediğin yer,hep kalmak istediğin yer...
Döş olur bağrı sana orada ferahlarsın,Rauf-Rahim'i fısıldar sana...
Su gibi doyamazsın...
Yâ Mukîl ayağım kayar ne zaman cennetinden umut kezsem,daim cennetlerine al bizi!Ya Hû Bakî Hû... yâ Vedûd ey!



Haydi kalk ara!
Dünyanın dertlerinden kurtulmak için çok giyindin nalin!
Zulmatın içinde ruhun çığlıkta,nuru ara!
Gece yürüyüşüne çık!Kalbini sal Kur'an'a!
Bak tam orada Musa ( as)
aynasında sanadır o söz!

"...çıkar nalinlerini..."(Ta'ha suresi 12.ayet meali.)

Hadi dünya dediğin dar ayakkabı değil miydi?
Şimdi orada kalbine dikenler batmayacak yerdesin!


Kur'an'ı bize nur eden,rızık eden,gök eden,ağaçlar altında sular akan cennet eden Kerim A'lâ Rabbimize yarattıkları sayısınca şükürler olsun.
O Kur'an'ki sadrı yaran...
O Kur'an'ki her bir harfi ile uykuda ki ruhumuzu uyandıran,kanatlandırıp mavi bir gök bulduran...
Her bir dalından tutunduğunda hayatın özünden aşkı damıtan,giyinindiğinde o elbiseyi:
"Ey örtüsüne bürünen kalk da uyan,Rabbin en güzel boyayan uyan,çık o elbiseden kanatlan!
Ey!Rahman'dır kemale kavuşturan...
Hû Bakî Hû. ..




Kerim kitabımız Kur'an'ın bahçesinde hayatıma çok önemli basamak olan tutunduğum iki dal oldu bir sürenin içinde...
Nebe ve Alak suresinde...
Nebe suresinin içinde " O gün ki haktır, o halde dileyen Rabbına varacak bir yüz edinsin"
Alak suresinin içinde" Sakın onu dinleme de secde et ve yaklaş!"
On üç küsur yıl evvel diyanetin saray kız Kur'an kursuna gittiğimde,Saray caminin bitişiği,cennetmiş de sanki cennet ile arasında bir perde varmış gibi.Dışardan ayrı gibi duran,kapısı da ayrı olan,uzun dik bir merdiven ile çıkılan fakat içerde cami ile eş olan fakat sadece içerde pencereli duvar ile ayrılan yer.Ne güzeldi.En uzun solukları aldığım,cennet mekan yer,ne güzel bir coşku vardı kalplerde...sevgi içiyorduk biz Kur'an bahçesinde,Kur'an'ın bahçesinde tanıdığım güller ne güzeldi...selam olsun o güzel kardeşlerime,selam olsun tüm Kur'an bahçesinde aşkın rahiyayı duyanlara,selam olsun aşk ile Ona koşanlara...selam!
O surenin içinde gecelerim de cennet oldu,öyle güzel rüyalar gördüm ki!
Nebe ve Alak surelerinde gidip gelip o ayetlere tutunmama da vesile!
Bir gece beyaz elbiseli,tesettürlü bir hanım yanında bir çocuk ile rüyama geldiler,sol tarafımda ki benim oturduğum yerden yüksekce bir divana oturup:"Kurstakiler Nebe ve 'ikra bismirabbikellezi halak'ı ezberlediler."dedi.
Rakîb Allah gözetleyip denetleyen,Müheymin Allah her şeyin her dilediğini gözeten,himaye eden...



Bu sabah gördüm, her bir hecesi ile Kur'an ayetleri bir ebabil gibi...
Kanatlanıyorlar,her bir cümle Ebrehe ve ordusunun öfkesini ve kahrını arttıran! Hani o Allah'ın Kabesini yıkmak isteyen ordunun...
Öyle ebabiller ki mü'min'in kalbine sekine, güven,direnç,kavi bir kuvvet veren.
Zalime karşı yürekten doğan zırh gibi...
"Benim hamdim alemlerin Rabbine!
Senin hükmün ise ancak sana verilmiş nefes ve güç ile olabilir.Yazık ki sen sana verilen o nefesi ve gücü kendine ve yaratılmışlara egemen olmak için ziyan edensin,sen ihtirasına dahi yenik düşensin,sen ve yaptıkların yenik ekinler gibi ziyanda,âh yazık sana!
Benim Rabbim Rahman Rahîm, o merhamette ayrım yapmaz,merhameti her şeyi kuşatmıştır.Bak,kuşlar senden çok mutlu,onlar biliyorlar nefesleri ve kanatları için Rahman Rahîm olana borçlu olduğunu!
Sen ne kadar bize zulmetsen de biz nefsimiz için sana dönmeyeceğiz.Biz Rabbimize yönelecek yüzü onun hakikat yolunda bulduk.Biz yalnız ona kulluk ederiz,O ki her eksik ve kusurdan münezzeh. Biz ona kulluk ettikçe insanlık onurumuzu buluruz.
Ey ebrehe,sense insanın önce kökünü kesersin!
Değil mi?"Köklerinde bir şey yok hadi gel ben seni besleyeceğim." dersin. Ab-ı hayat suyunu çeker onu kuru kütük edersin, sonra "Bak seni adam edeceğim!" dersin.
Sonra bak bu ayağın gideceğin yol,bu elin tutacakların işler,bu başın bakacakların,duyacakların,tamam mı?
Hımm merak etme hepsi benim kontrolümde korkmaa düşmezsin!"
Ve ipler ebrehenin eline geçer!
Kökü kesik beşer,şaşkın,Ebrehenin götürdüğü yerlere gitmek de istemiyor aslında, onun söyledikleri de hoşuna gitmemeye başladı.
"Hani sen beni ADAM edecektin.Ben sıkıldım, sana bağlı kalarak senin kuklan,yalancın oldum,can alan hiç bir noktam kalmadı. Neredeyse kalbim kurumak üzere,kulağım sağırlaştı,sana kukla olmaktan kendimi unuttum! Bak,yalan söylüyorum durmadan!Beni insan bilsinler diye,senin iplerine bağlı kalmaktan yoruldum.Bırak beni ben beni ilk defa ve sonra da yaratacak olana bağlanacağım.Rabbim benim özümü de benim için koruyan.Sen benim öz benliğimi bozdun,ben özümü istiyorum. Şimdi sen kütük haline çevirdiğin bana hayat verebilir misin?Sen ve senin yaptıkların yenilmiş ekinler gibi!"

                                                     

Her gün bize verilmiş bir tohum gibidir.Onu hak ve sabır ile,salih işler ile dolduran,ahretine kendi için içi bir dünya dolusu dolu olan tohum gönderir.
Boş,sonu kesik olan alay,ihtiras,çıkar ilişkileri ile geçen,takvası olmayan bir gün, usaresi bozulmuş,özünü yitirmiş,küflenmiş,içi geçmiş tohuma benzer.
Şimdi biz hangi tohumu yetiştirmek isteriz?
Sonu kesik olanı mı?
Örtüsü olmayan bir tohum nasıl hayat bulmaz ise eğlence ile geçen takvasız bir günden sadece kalan boş,derin bir pişmanlıktır.
Hadi iplerimizi ebrehelere vermeden sadece bizi insan eden ve salih amellerimizi ziyan etmeyecek olan Rahman Rahim'e yürekten bağlanalım.
Bak o zaman nasıl bağlarımızdan bostan olur,sular akan cennetlerde uçar ruhumuz..!
Hû Bakî Hû! Senle buldum aşkın sevgiyi,bütün sevgilerim,sevdiklerim,sevebilmem Senden ikram değil mi?
Bir çekilse üzerimizden sevebilmek ikramın geceye döner ruhumuz?
Hû Bakî Hû yâ Vedûd ey!





Biz Kur'an'ı özleriz ya!
O da bizi özler...



                               
Kur'an yağmur gibi özlenir...Herkes sana darılmış olsa,veda da etmiş olsa...Rabbinin sana darılmadığını veda da etmediğini fısıldar.
Rabbinin sözü en güzel söz...
O sözün muhatabı biziz.Kelimeler ile biz muhatap edildik.
Söze değer görülen biziz...
Bu ne muhteşem yağmur,hidayeti arayan gönülde rahmet coşuyor.Bu ne özlenen,yakın oldukça yudum yudum içilen...


Artık at aranda ki seni ayıran örtüyü,ıslan,iç,bak Kur'an yağıyor! 


Hadi başını Kur'an'a yasla!
Ara Yusuf'unu!
Bak heyben boş,sermayen ise çok az!
Hadi göze al,çölden geçmeyi!
Saraya davet var!
Görmüyor musun?Yapıp ettiklerin tükendi,kum gibi kayıyorlar ayaklarından...
İtibar için ne de çok attın kendini kör kuyulara,kova kova çekiyorsun kendini,üç kuruşluk edildin değil mi?
Hadi sırtından yırtan dünyanın bilincini kitlediği arzuları terk et!
Koş Rabbine dünya seni hakir görse O seni bırakmadı...
Koş Rabbine O unutmayan...
Âh gül diye bulacaklar seni!



Hira'da ki o özleyiş,Yakup(a.s) hasretiydi
İnsanlığın açlığına ve susuzluğuna çare söz insin diye...


Kur'an'da insan en çok kendini arar.
İzleri takip eder.
Sonra kendini aradığını unutur.Kendi yine çoktan dalıp gitmiştir dünya denizine...
Sonra yeniden hatırlar kendini,fakat kendini unuttuğu yer ile öyle uzun bir mesafe bırakmıştır ki tekrar döner.Kendini unuttuğu yerde kendi ile buluşur.

Yeniden oturur o kerim sofraya!
Kendi ona "Sabredemez sin!"
dese de"Yok,sabredeceğim."der.Daha ilk durakta sabrını bozar."Bu haksızlık değil mi?"der.
İkinci durakta "Masum bir cana neden kıydın ki? der.
Üçüncü durakta kendilerine yardım etmeyenlerin,yıkık duvarını tamir etmek çok anlamsız gelir.

Sonra mı? Kendi kendi ile anlar sabır edemediklerinin batın yüzünü.
Hak ve batılı ayırabilmek için önce Kur'an'da kendini bulmalı insan!Kendini 'abd' hali ile de toy hali ile de görmeli.Aynalarda kendini izlemeli...
Kur'an'da kendini bulmuyorsa insan,kendini buluncaya dek dalıp gittiği yere tekrar dönmeli.

Kendini bulunca acele etmeden sabretmeli!Kendince zanlar üretmemeli.Fakat kendini bulma yolu böyledir Kur'an'da da,dünyada da...Sabrı öğreninceye kadar nefs dalar dalar gider dünyaya.

Furkan'a öyle kolay kavuşulmaz. Toy at şaşkın, hızlı koşar.Hadi o zaman çıkar nalinlerini, sabrı öğrendiysen tekrar gir o tertemiz vadiye!Bu sefer Rabbini arayacaksın!

Ey nas!Yolculuk son nefes ile biter.
Her yolculuk ayrı mevsimler,renkler,sesler taşır.Hiç Kur'an yolcusu olmadıysan hadi başla!
Hadî olan Rahman Rahîm Allah ismi ile...



Kur'an aşktır. Rabbimizin bize sözü. İnsan sevdiğinin sözüne kulak kesilmez mi?
Ondan bir söz duymak için bütün dünyadan kesilir.O kalbini açsın diye kendi onun gözlerinin içine bakar. Kendi önce kalbini ona açar.Dua olur her bir sözü kanatlanır kendi semasını yarar.
Yağar o zaman en sevdiğinin sözü,ruhun takva libasını giyer,yanakların pembe güller açar,yüreğinden en berrak sular coşar.
Omuz omuza yürürsün en güzel sözün içinde en güzellerle...İbrahim(a.s)içli yüreği seni bulur...âh!Lut (a.s ) ın telaşı sarar benliğini,öz ruhunu kaybedenlere tekrar dönüş sunar...yükselirken sular iman edenleri yeniden çağırır Nuh (a.s ) çabasıyla,Musa (a.s ) yürüyüşünde Yecüce Mecüce settir o,Yusuf'dur o,aç geleni doyuran.Alemler eni sonu o söze boyun eğecek.
Her bir can eni sonu Ona dönecek.Onun sözü ile Onun konuşmasına izin verilenlerden olmak ve yine o en güzel Söz ile mukabele edebilmek haşirde de nasibimiz olsun.
Hû Bakî Hû...



Kur'an sadrı yaran nur denizidir.
Bir pınar nasıl kaynar ve aktığı yeri derin izleri ile yara yara çoğaltır,aktıkça yarılır.
Kur'an'ın her bir kelimesi bir damla gibidir.Her bir damla bir zikirdir.
Zikir anmaktır,anlamaktır,hatırlamaktır,saymaktır,tekrar etmektir,yürümektir...

Zikir devam ettikçe yürek hayat bulur, tortular temizlenir,can evinde ki tohumlar filizlenir,ağaçlar altında sular akan cennet muştusu duyulur.
Bahar bayramdır Kur'an, esenliktir,ruhun çölden Yusuf'a kavuşmasıdır.
Kur'an ruhun kıyamıdır.Dirilişidir.Sûr gibi üfler, alt üst eder seni,kendine getirir,kendi hikayeni eline verir."Oku kitabını, tane tane oku, acele etme!Beyanı duyacak kalbin,zikre devam et dirileceksin!"der kalbimize!....





Dişlerimiz çürür değil mi?Dişleri çürümeden yaşlanan insan çok nadir olmalı?
Dedem onlardan biri fakat bunu geç fark ettim.
Dedeme, dişlerinin sağlıklı olmasının nedenini "Neye borçlusun?"dedim.
"Dişlerimi misvaklarken İhlas suresini okumak!"dedi.
"Dede şimdi oldu mu, bu şimdi mi söylenir bize?"dedim.
Gülümsedi.
Ana dişleri ile seksen küsür yaşında rahmete kavuştu.
Rabbim rahmet etsin.

Dişlerimizin çürümesini ya bariz fark ederiz.Ya da hiç fark etmeyecek şekilde dibde başlar.
Bu nedenle düzenli kontrol amaçlı doktora gitmek bir dişi kurtarmak demektir değil mi?
İnsanda ki psikolojik hastalıklarda böyledir.Bazı hastalıkları biz fark edebiliyorken bazılarını anlayamayız,sorunun neden kaynaklandığını bir bilen olmayınca çözemeyiz.
Psikoloğa gitmek bu nedenle çok önemlidir.
Huyumuz zannettiğimiz bir çok halin hastalık olduğunu ve çözümlenebilecek dert olduğunu görürüz.Manevi çürüme bizi sarsmadan,başımızı dertlere sokmadan kurtulma fırsatı buluruz.Nefsimizi çürümeye terk etmemiş oluruz.
Şifayı yaratan Allah,doktora o ilmi açan da Allah'tır.İnsan ile bir vesile memur edilmiştir.Tohumun suya kavuşturulması gibi...
Manevi çürümeden hayat boyu korunma ilacımız tabi ki Kur'an'dır.Fakat ilim bilim ile de yürümeli ki Zülkarneyn seddi gibi mikroplara set inşaa olsun. Sünetullaha (Allah'ın yaratış kanunları) uygun olarak şifa arayıp Kur'an Nuru ile zırhlanmak manevi saldırılara kalkan olur.
Yemek ne kadar bol olursa olsun dişi olmayan için pek anlamsızdır.
İnsan ne kadar maddi zengin olursa olsun onun maneviyatının olmaması ile aynı şeydir.Zenginliğinden bir hayır üretemez,ağzında geveler geveler durur.Hayattan ne gereği gibi tat alır ne de hazm eder.Başkalarının öğütüp sunduğunu içer fakat o öğütmenin tadını alamaz...
Ey bizim A'lâ Habîr Rabbimiz Sen Müheymin'sin bizi çürùmelerden koru.Senin daim huzurunda olduğumuzun bilincine vardır ve bizi huzur ile al huzuruna.Âmin yâ Muîn Hû.

ikra ela

instagram @ikraela

0 yorum:

Yorum Gönder